KOMPLOCULUĞA VE BİLGİSİZLİĞE YATIRIM ÇIKMAZ YOLDUR

Son yıllarda Türkiye’de siyaset yapma tarzına ârız olan, birbiriyle ilişkili iki yönelim özellikle dikkat çekiyor.  Bunlardan biri, kitlelerin bilgisizliğine diğeri ise komplocu mantığına yatırım yapmaktır. Popülizm de bu ikisini birbirine bağlayan ana referansı oluşturuyor. İkincisinden başlarsak, Türkiye’de politikacıların komplocu mantığa çok sık referans yapmaları getirisi yüksek olan bir siyaset yapma tarzıdır. Bu yol siyaseten gayet…

Read More

VİCDAN KANUNUN ALTERNATİFİ DEĞİLDİR

Cumhurbaşkanı bir konuşmasında şöyle diyor: ‘’Geçenlerde bir namussuz bir alçak kızımızın yüzüne kezzap atıyor. Mahkeme 13 yıl ceza veriyor. Kızımızın gözü gidiyor. Kanunun en yüksek oranı bu. Şimdi diyorum ki ben de, bunu da bizim getirdiğimiz söyleniyor. Arkadaşlar diyorum, siz neden kanun diyerek bize böyle cevap yolunu buluyorsunuz. Ben hak, hukuk, adaletten bahsediyorum. Siz burada…

Read More

SİYASÎ ÖZGÜRLÜK VE İKTİSADÎ ÖZGÜRLÜK

Çoğu kimse farkında olmasa da, siyasî özgürlükle iktisadî özgürlük aynı gerçeğin iki farklı görünümü ve dolayısıyla birbirinin tamamlayıcısıdırlar. Çünkü bunların her ikisi de ‘’özgürlük’’ temel değerinin birer kurucu unsurudur. Oysa, bugün özgürlüğe değer vermek iddiası güden insanların çoğu siyasî özgürlükle iktisadî özgürlüğü birbirinin alternatifi olarak görmektedir. Bu değerlerden birini diğerine karşı savunmak veya en azından…

Read More

MODERNLİK İNSANOĞLUNUN İYİ ARAYIŞININ SONU DEĞİLDİR

Modernlik daha önce de hiç eleştirilmemiş değildi ama özellikle son on yıllarda postmodern söylemin düşünce ve kısmen de bilim dünyasında etkili olmaya başlamasıyla birlikte bu eleştiriler hem arttı, hem de daha sistematik hale geldi. Aslına bakılırsa, yüzyıllardır insanoğlu için olağan varoluş tarzı durumunda olan bir paradigmanın hiç eleştirilmemesi zaten olacak şey değildi. Hiçbir somut problem…

Read More

AKP TECRÜBESİNDEN ÇIKARILACAK SİYASET DERSLERİ

  Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 17 yıllık iktidarının –bakış açınıza göre- ‘’hayal kırıklığı’’yla veya ‘’fiyasko’’yla sonuçlanmasından herkesin, bu arada kurulma aşamasındaki yeni partilerin de alacağı dersler var. Bu yazıda siyaset ve yönetime ilişkin bu derslerin başlıcaları üstünde kısaca durmak istiyorum. Kişilere değil kurum ve kurallara güvenmeliyiz. Modern demokratik devlet ancak insan hakları, hukukun üstünlüğü, kuvvetler…

Read More

İNSANLAR NİÇİN LİBERALİZME KOŞMUYOR?

Liberallerin çoğuna anlaşılabilir gelmeyen bir olgu var: ‘’Uygarlığımızın da temellerini oluşturan bireysel özgürlük ve özerklik; herkesin özgürlük ve dokunulmazlık temel haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan hür bir siyasî düzen; hoşgörü ve farklılığa saygı; barış ve adalet; ekonomik özgürlük ve refah; devletçiliğe karşı sivillik ve sivil toplum değer ve ideallerini savunan liberalizm  neden geniş kitlelere cazip…

Read More

İNSAN HAKLARI HAFTASINDA KÜLTÜREL HAKLAR

‘’İnsan hakları’’ derken hukukî olmaktan önce ahlâkî bir kategoriyi kast ediyoruz. İnsan hakları kişilerin şu veya bu toplum veya kültürün mensupları yahut bir  hukukî ilişkinin tarafları olarak değil de insanlar olarak sahip oldukları ve onlara ‘’hayata ilişkin kendi plan ve projelerini gerçekleştirmekte özgür oldukları bir ahlâkî mekânı garanti eden” üstün haklardır. İnsan haklarını korumak da,…

Read More

DEVLETTEN GEÇİNMEK

Devlet yönetiminin halkın rıza ve onayına dayanmasından, ‘’demokrasi’’den filan sitayişle bahsetmemize bakmayın, aslında devletlerin varlığı biz yönetilenlerin istek ve irademizden bağımsızdır. Devletler ne sözleşmeci teorisyenlerin varsaydıkları gibi birer ‘’sosyal sözleşme’’yle, hatta ne de herhangi bir şekilde yönetilenlerin rızasıyla kurulmuşlardır. Devletler yönetilenler için birer emri vâki veya oldu-bitti olarak vardırlar. Yani devlet ‘’bizim’’ değil, biz ‘’devletin’’izdir….

Read More

”ÖRGÜT”: LÂNETLİ KELİME

  ‘’Örgüt’’ epey bir süredir Türkçe’nin lânetli kelimeleri arasında yer almaktadır. Bu, esas olarak, devletin başardığı bir şeydir. Bu başarıdaki en büyük pay da 12 Eylül yönetimine aittir. Türkiye’de genel olarak ‘’örgüt’’ten söz etmek ve özellikle de bir kişiye ‘’örgüt üyesi’’ isnat veya hatta imasında bulunmak tehlikelidir. Çünkü, özellikle 12 Eylül rejiminden beri resmî söylemde…

Read More

NEDEN BU KADAR ÇOK ”HAİN”İMİZ VAR?

    Yıllar önce ‘’İhanet Demeden Konuşamaz Mıyız?’’ başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıyı yazmaya beni sevk eden, Türkiye’de siyasetçilerin birbirlerine karşı çok sıkça ‘’ihanet’’ suçlaması yönelttikleri gerçeği idi. Gerçekten de, ‘ihanet’’ ve ‘‘hain’’ yaftası öteden beri Türkiye’nin hâkim siyasî dilinin vazgeçilmez malzemelerinden biri olmuştur. Açıktır ki, ‘’ihanet’’ ithamlarının havada uçuştuğu bir ortamda siyasî partilerin…

Read More