Belki başka birçok kişinin yaptığı gibi, ben de aşağı yukarı on yıldır televizyonlardaki siyasî tartışma programlarını izlemiyorum. Daha doğrusu, bu aşamaya, başlangıçta ara ara göz attığım bu tür programların -yerine göre- fikrî veya bilimsel kalitesinin gitgide düştüğünü gördükten sonra gelmiştim.
Burada mesele sözde ‘’tartışma’’ programlarına çıkan kanaat önderleri ile akademiklerin çoğunun fikrî veya bilimsel donanımlarının yetersizliğinden veva onların iktidardan yana partizanlıklarından ibaret değil. Daha temelde, Türkiye’nin serbest kamusal tartışma için elverişli bir zemin oluşturacak özgür ve çoğulcu bir medya ortamını çoktan yitirmiş olması var.
Nitekim, bugün hükümetin resmî yayın organı gibi çalışan TRT’ye ilaveten, özel medyanın büyük kısmı da iktidar koalisyonunun doğrudan kontrolü altındadır. Öyle olmayanları da ya ‘’Demokles kılıcı’’ gibi başlarının üstünde sallanan hükümet sopaları (RTÜK, yargı) tarafından frenleniyor veya ‘’hizaya sokuluyor’’lar ya da ana-muhalefet partizanlığı yapıyorar.
Aslına bakılırsa, Türkiye’de çoğulcu-demokrasi standartlarına uygun bir medya hiç bir zaman var olmadı. Bunun tek sebebi elbette hükümetlerin baskıcı politkaları değildi(r). Nitekim sadece medyanın değil genel olarak yurttaşların ifade özgürlüğü üzerinde de Anayasa’dan ve kanunlardan kaynaklanan çok ciddî ‘’hukukî’’ kısıtlamalar var.
Kültürel olanlarını saymazsak, esas olarak bu kısıtların ve siyasî iradenin sonucu olan medya üstündeki baskıcıların şu veya bu nedenle kısmen gevşemesinin insanlara nispî bir serbestlik sağladığı dönemler olur. Avrupa Birliği’ne tam üyelik işinin ciddîye binmesinin de etkisiyle AKP iktidarının ilk yıllarında (kabaca 2004-2012 arasında) böyle bir dönem yaşandı.
İşte o yıllarda, bir yandan statükonun ateşli ‘’sivil’’ temsilcilerinin aktivizmi sahnede görünür hale gelirken, öbür yandan yer yer Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin bile cılız bir şekilde de olsa sorgulanmasına kadar varan gerçek sivil tartışmalar bir süre yapılabilmişti. Söz konusu serbestlik havası hükümetin kontrolündeki TRT’yi de kısmen etkilemişti. Nitekim bu dönemde TRT’de de bilgiye dayanan, daha düzeyli ve nispeten serbest kimi tartışma programları yayımlanıyordu.
Haftalık siyasî gündemin iki akademisyen (Fuat Keyman ve Mustafa Erdoğan) ve iki gazeteci (Fehmi Koru ve Derya Sazak) tarafından yorumlandığı ‘’Politik Açılım ‘’ program bunlardan biriydi. Politik Açılım yaklaşık dört yıl (Eylül 2018-Haziran 2012) sürmüştü. Program’a zaman zaman konuklar da alıyorduk; Başbakan Tayyip Erdoğan ve o zamanki anamuhalefet partisi lideri KemaL Kılıçdaroğlu bunlar arasındaydı.
Ancak, 2012 sonbaharına girerken, bizim için bir sürpriz olarak, Politik Açılım’ın yayımına son verildiğini öğrenmiştik. Normalde yaz gelince Program kısa bir tatile giriyordu. Bu nedenle, 2012 Haziran’ında yaz için ara verdiğimizi sandığımız Politik Açılım’ın sonbahar başında bir türlü yeniden başlatılmamasına şaşırmıştık. İşin tuhafı, bu durum TRT’nin bağlı olduğu o tarihte Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olan Bülent Arınç için de sürpriz olmuş olduğu anlaşılıyordu, çünkü o sıralar tesadüfen karşılaştığımızda Programın ne zaman başlayacağını onun bize sorduğunu hatırlıyorum.
Öyle anlaşılıyordu ki, programın akıbeti başka bir irade tarafından belirlenmişti ve Başbakan Yardımcısının da bizim gibi bu durumdan haberi yoktu.
Program arkadaşım Fehmi Koru, rahmetli Fuat Keyman’ın vefatı vesilesiyle 19 Ekim 2024’te bu konuyla ilgili olarak kaleme aldığı yazıda şöyle diyor: ‘’Politik Açılım (…) sonra birden bire sonlandırıldı./Daha doğrusu, programın fikir babası sayılabilecek TRT genel müdürü, [İbrahim Şahin-M.E.], yaz tatiline gireceğimiz sırada, bana, yeni dönemde katılımcıları farklı yüzlerle değiştirmem teklifinde bulundu ve ben bunu kabul etmedim.’’ (‘’Fuat Hocam’ı Kaybettik’’, https://www.fehmikoru.com/yazi.html?id=15664) Ne var ki, Politik Açılım ‘’birdenbire sonlandırıldı’’ktan sonra da ‘’başka yüzlerle’’ sürdürülmediği gibi, bildiğim kadarıyla ona benzer başka bir siyasî tartışma programı da başlatılmadı.
Bu durum aslında AKP hükümetinin o tarihlerde başlayan yeni siyasî yönelimiyle uyumluydu. Daha sonraki gelişmelerin de gösterdiği gibi, yeni yönelimin ruhu, başka bir çok şey yanında, hükümetin politikalarının kamu önünde serbestçe tartışılmasına ve eleştirilmesine de izin vermiyordu. Nitekim daha önce (Nisan 2011’de) ben de, hükümet politikasıyla uyumlu yayın yapmaya başlayan Star gazetesinde yazmayı -gazete yönetiminin yazılarımdan gitgide artan hoşnutsuzluğu nedeniyle- bırakmak durumunda kalmıştım.
Hasılı, Türkiye’nin rejiminde ‘’politik açılım’’ların da sınırı varmış. Bu rejimde ‘’serbestlik’’ prensip değil istisnadır çünkü ve olabildiği kadarıyla bu istisna da hükümetlerin hayırhahlığının değil, konjonktürel şartların ve ‘’hikmet-i hükümet’’in icaplarının eseridir. (Diyalog, 8 Kasım 2026)
