Çoğu insan fikir sahibi olmayı, kişinin bilgisel donanımından bağımsız olarak, aklına geleni söylemekle aynı şeymiş gibi görür. Oysa bilgiyle fikir neredeyse ayrılmaz bir ikilidir. Anlamlı ve gerçekten işe yarar olan, bilgiyle desteklenen veya bilgiye dayanan fikirdir. Ne var ki, etrafımız konuştuğu konu hakkında doğru dürüst bilgi sahibi olmadan fikir yürütebileceklerini sanan insanlarla doludur.

Bazen de fikir sahibi olmak pek çok kişi için kelime oyunlarından medet ummak, kelimelerin keyfi bir biçimde yeniden düzenlenmesi yoluyla bir tür masa başı spekülasyonu yapmak demektir. Böyle olunca da, herkes her konuda “fikir yürütmek” ihtiyacı duyuyor, bu da bilgi ile bilgisizlik, fikir ile saçma veya zırva arasında ayrım yapmayı zorlaştırıyor.

Bu arada, bilgiden söz ederken sadece kitabî bilgiyi kastetmiyorum. İnsanoğlunun bütün bilgisi yazıya veya söze dökülebilen türden bilgiden ibaret değildir. Nitekim birçok düşünür bu açıdan bilgi türleri arasında yarım yapma ihtiyacı duyar. Meselâ muhafazakâr İngiliz filozofu Michael Oakeshott (1901-1990) biri ‘’teknik’’ diğeri ‘’pratik’’ olmak üzere iki tür bilgiyi ayırt eder. Oakeshott’a göre, her sanatta, bilimde ve pratik faaliyette bir tekniğe ihtiyaç vardır. Bu Teknik bilgi özel olarak öğrenebilen, ezberlenebilen ve uygulamaya konabilen kurallar halinde ifade edilir. Kısaca teknik bilgi esas olarak kesin bir formülâsyona elverişlidir.

Buna karşılık pratik bilgi sadece kullanımda mevcuttur ve teknik bilginin aksine kurallar halinde ifade edilemez. Pratik bilginin paylaşılması ve ortak bilgi haline getirilmesi zordur. Bu bilgi kitaplardan öğrenilemez, ancak çıraklık benzeri bir yolla kazanılabilir. Oakeshott’a göre, bu iki bilgi türü bilginin her insan faaliyetinde gerekli olan ikiz unsurlarıdır. Hiç kimse söz gelişi iyi yemek pişirme bilgisinin sadece aşçılık kitabında yazılı olandan ibaret olduğunu düşünmez; yemek pişirileceği zaman, teknik bilgi ile pratik bilgi bu işi yapmak üzere bir araya gelir. Aynısı, güzel sanatlar, resim, müzik ve şiir için de doğrudur.

Oakeshott’un yaptığı ayrımın bir benzerine Michael Polanyi (1891-1976) ve Friedrich Hayek’te (1899-1992) de rastlıyoruz: açık (sözel) bilgi ve zımnî bilgi. Polanyi’ye göre, genel olarak ‘’ifade edebileceğimizden daha fazlasını bilebiliriz.’’ Çünk açık bilgiden farklı olarak zımnî (tacit) bilginin sözlü veya yazılı olarak ifade edilmesi zor veya imkânsızdır. Kişi meselâ bisiklet sürmek veya bir enstrüman çalmak becerilerine sahip olduğu halde bunları nasıl yaptığını tam olarak izah edemeyebilir. Hayek ayrıca zaman ve mekâna ilişkin özel şartların bilgisi olmadan tam ve sağlıklı bilgiye sahip olamayacağımıza dikkat çekmiştir. Düşünür bunu aynı zamanda işlerin merkezî bir akıl veya heyet tarafından lokal bilgi dikkate alınmadan planlanıp düzenlenmesi heveslerine karşı bir fren olarak ta görür.

Öte yandan, bilgi sahibi olmak veya bilgiye dayalı fikir sahibi olmak için, genelikle sanıldığının aksine, “uzman” olmak da şart değildir. Aslına bakılırsa “uzmanlar” da saçmalayabilir veya ‘’hayal hanesinden’’ uydurabilirler. Çünkü “uzman” demek uzmanı olduğu varsayılan disiplinin –veya bilgi alanının- bütün konularının hepsini ayrıntısıyla bilen kişi demek değildir. Ayrıca, fikir ‘’bilgi’den otomatik olarak çıkan veya türeyen bir şey değildir. Pratik bilginin söz konusu olmadığı durumlarda bile fikir üretmek doğru kavramsal bilgi ve kapsayıcı bir perspektif kadar muhakeme yeteneğine ve hatta sezgisel kavrayışa da sahip olmayı gerektirir.

Sonuç olarak, başlıktaki soruya cevaben belirteyim: Eğer sahiden ‘’fikir’’den söz ediyorsak, ‘’hayır, herkesin her konuda bir fikri olamaz!’’ (Diyalog, 17 Mayıs 2026)

Bu Makaleyi Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir