Sheldon Richman

‘’Anlamam biraz zaman aldı ama Ayn Rand serbest-piyasa ekonomisi (kapitalizm) hakkındaki şüpheciliğin -belki de düşmanlığın- kâr veya kişisel çıkar arayışına yönelik şüphecilikten kaynaklandığını söylediğinde haklıydı. Bağımsızlık Bildirisi’nin ‘mutluluk arayışı’nı insanın vazgeçilmez hakları arasında saydığı aşikâr gerçeğine rağmen, buna aykırı olan baskın olan kültürel eğilim kişisel çıkar arayışının en iyi ihtimalle ahlâkî olarak kötü olduğu ve dikkatle sorgulanmayı hak ettiğidir.

Bu durum çoğu Amerikalının nispeten zengin insanlardan niçin hazzetmediğini açıklar. Biz liberteryenler kişisel çıkar gütmeye karşı bu husumetin vergi mükelleflerinin sırtından zengin olanlarla sınırlı olduğunu düşünmekten hoşlanırız. Keşke öyle olsa ama korkarım ki kişinin zenginliğinin üretimden mi yoksa siyasî bağlantılarından mı kaynaklandığı milyarderlere kötü gözle bakanların umurunda değildir. Çoğu kişi Balzac’ın yazdığı farzedilen şu cümleyi şüphesiz onaylardı: ’Her büyük zenginliğin arkasında bir suç vardır.’

Kişisel çıkar veya iyi hayat arayışı bir zamanlar bugün olduğundan daha fazla heyecanla kabullenilirdi. Kadim Yunanistan’da filozoflar ahlâkı bu dünyadaki mutluluğa bağlıyorlardı. Batı dünyası dinin hâkim olduğu Ortaçağa girince işler kötüye gitti. Adam Smith Milletlerin Zenginiliği’nde teolojinin ahlâk ile mutluluk arasındaki eski bağı kopardığını üzülerek tespit etmişti.

Akıl Çağı ve Aydınlanma’yla birlikte hava iyi yönde değişti. Fakat bireyler suçluluk duymadan kendi mutluluklarının peşinden gitmekte kültürel olarak halâ özgür değildiler, çünkü ahlâka sözde tanrısal emirler, sezgisel farazî ödevler (kategorik buyruklar) ve kendinden fedakârlık  hakkındaki öğütler bulaşmıştı. Seküler düşünürler bir tanrıya olan inancı terk ederken bile dinin ahlâkî öğretilerini korumaya fazlasıyla istekli olmuşlardır. Bu bugün de halâ doğrudur. (…)

Şüphesiz kişisel çıkar tamamen reddedilememiştir. Nasıl reddedilebilirdi ki? Sürekli bir kendini-feda yasasıyla yaşamaya çalışmak toplumun moralini bozar, medenîliğin altını oyar ve zenginlik üretimini sabote ederdi. Onun için bencilliğin hafifletilmiş bir biçiminin hoşgörülmesi zorunluydu ama daima ’açgözlülük’ ve ’bencillik’ suçlamalarının harekete geçireceği bir suçluluk darbesiyle birlikte. En başarılı üreticilerin ’topluma bir şey geri verme’ye nasıl zorlandıklarına dikkat ediniz; sanki hayat verici paha biçilmez şeyler üretmek hiçbir şey değilmiş gibi. Çok katı biçimde izlenmesi halinde kaçınılmaz olarak başkalarının hiçe sayılmasıyla sonuçlanacağından, bize kişisel çıkarın yumuşatılması öğütlenmektedir. Akıl sahibi yegâne canlı türü olarak rasyonel kişisel çıkar arayışımızın başka insanlara zarar vermekle niçin bir ilişkisi olacağını kimse açıklama zahmetine katlanmıyor. İnsanî ilişkiler iyi hayatın kurucu unsurlarıdır, onlar olmadan biz daha yoksuluzdur. Temel çıkarların uyumunun herkes için kişisel, ’bencil’ bir değeri vardır.

Ayrıca, kendini feda etmek hiç bir zaman bir erdem olarak meşrulaştırılmış olmadığı gibi, doğrusunu isterseniz bu imkânsızdır da. Başkalarından fedakârlık kabul etmek kendini-düşünen, dolayısıyla yanlış bir davranış olmaz mıydı? (Fedakârlık hayırhahlıkla ve uygun şartlar altındaki cömertlikle karıştırılmamalıdır. Ahlâk dersi verenlerin bu ikisini birbirine karıştırmaları alışıldık bir durumdur.)

Sonuç tutarsız bir ahlâkî endişedir. Bu endişenin bir davranış klavuzu olarak başarısız olması şaşırtıcı değil. Ama o yine de suçluluk aşılamakta ve yönetenlere daima cazip gelen diğerkâm ödev için  insanları hazırlamakta etkilidir.

Pekalâ, eğer bencillik, yani hayatın amacının mutluluğun elde edilmesi olduğu görüşü ahlâkî olarak yanlış ise, o zaman kişisel çıkara dayanan bir siyasî-iktisadî sistem de yanlıştır. Kişisel çıkar şüphe konusu olduğu sürece, serbest-piyasa kapitalizmi de öyle olacaktır.

Kâr motifi gerçekten de tarihte kitlesel üretim ve tüketimin yegâne motoru olan piyasa ekonomisinin merkezinde yer alır. Onun en kararlı düşmanları bile bunda mutabıktır. Kâr motifinin sosyal faydalarının bilincinde olan Adam Smith kasap, fırıncı ve biracının bizim akşam yemeğimizi temin etmek için uzun saatler harcarken, onların bunu bizi sevdikleri için değil kendi kişisel çıkarları için yaptıklarını kabuleder. Parasal kazanç ta üretken çalışma yoluyla elde edilmek istenen tek fayda değildir. İddialı bir uzun-vadeli amaç aklî yeteneklerimizi kullanmamızı, değer önceliklerimizi belirlememizi ve tam anlamıyla insanî hayatlar yaşamamızı mümkün kılar. Bunun için kimsenin özür dilemesi gerekmez.

Görünen o ki, özgürlük ve serbest piyasaya destek sağlamak isteyenlerimiz önce kişisel çıkar arayışına saygıyı inşa etmek zorunda olacaklardır. Ayn Rand bütün kariyeri boyunca bunu söyledi; fakat bütün bir felsefeyi açıklamadan iktisadı ve haklar teorisini açıklamanın yeterince zor olacağına inanan çoğu liberteryen bu görevden kaçınmıştır.’’

(‘’Capitalism and Self-Interest’’, https://sheldonrichman.substack.com/p/tgif-capitalism-the-system-of-self)

Bu Makaleyi Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir