Geçen 12 Nisan’da 70. yaş günümü idrak ettiğimi facebook ortamında paylaşmıştım. Bu yıl aynı zamanda benim yazarlık hayatımın da 50. yılıdır. Bu yazıda bu elli yıllık yazarlık serüvenimin bazı nirengi noktalarını hatırlamaya çalışıyorum.

Benim yazarlığım bir roman incelemesi olan ilk yazımın 1976 Eylül’ünde muhafazakâr bir sanat-edebiyat dergisi olan Pınar’da yayımlanmasıyla başladı. O tarihte Ankara Hukuk Fakültesi’nde öğrenciydim ve ağırlıklı olarak edebiyatla ilgileniyordum. Edebiyata o kadar tutkuyla bağlıydım ki, Ankara İlk Öğretmen Okulu’nda galiba 6. sınıfa geçtiğimde Edebiyat Bölümünü seçmiştim. Niyetim, ileride ‘’iyi bir edebiyatçı’’, daha doğrusu edebiyat eleştirmeni olmaktı. Fakat yeni ders yılı başlayıp ta sınıflara doluştuğumuzda sınıfımızın öğrenci kompozisyonu beni hayal kırıklığına uğratmıştı: Sınıf, başarı düzeyi düşük (öğrenci diliyle, ‘’tembel’’) öğrencilerle doluydu. Bunun üzerine, daha önce yapmış olduğum tercihten pişman oldum ve Bölüm değiştirmenin yollarını aramaya başladım. Neyse ki, bu konuyu organize etmekle görevli olan Müdür Yardımcısının da yardımıyla Bölüm değiştirerek Matematik Bölümüne kaydımı yaptırabildim.

Edebiyata ilgim dolayısıyla, ilk yazım yayımlandığı sırada ve sonraki 5-6 yılda ağırlıklı olarak sanat-edebiyat dergilerini takip ediyordum. O zamanlar içinde yer aldığım camianın dergisi Pınar dışında, başta Türk Edebiyatı olmak üzere milliyetçi-muhafazakâr kesimin önde gelen sanat-edebiyat dergileri öncelikli ilgi konumdu. Zamanla bunlara Hareket, Hisar ve daha seyrek olarak ta Mavera katıldı. Nuri Pakdil’in Edebiyat dergisinden ise, o zamanki anlayışıma göre ‘’uydurukça’’ olan dil tercihi nedeniyle hazzetmiyordum. Bu arada, Hareket’in sanat-edebiyat dergisinden ziyade ağırlıklı olarak fikir dergisi olduğunu da söylemeliyim. Zamanla, dünya görüşü olarak ‘’karşı tarafta’’ yer alan Milliyet Sanat ve Hürriyet Gösteri gibi bazı sanat dergilerine de zaman zaman göz atmaya başladım. Varlık dergisini de biliyordum ama onu -nedense- pek takip etmediğim için hafızamda onunla ilgili bir hatıra yok.

Hareket dergisinden söz etmişken, benim bahsettiğim derginin 1980’lerdeki ikinci döneminden söz ediyorum. Dergi aslında 1930’larda Nurettin Topçu tarafından kurulmuştu. Topçu da muhafazakâr-milliyetçi camiada takdir edilen ve saygı duyulan bir düşünce adamı idir. Seksenli yıllarda Topçu’nun da iki kitabını (Yarınki Türkiye ve Kültür ve Medeniyet)  okumuştum ama o zamanlar tam anlayamadığım bir nedenle Topçu bana pek sempatik gelmemişti. Muhtemelen onun fikriyatındaki ‘’milliyetçi-toplumcu’’ damarı sezmiş olmalıyım.  

Buna karşılık 1970’li yıllarda dindar-muhafazakâr kesimin siyasî görüşünün oluşmasında ve Türkiye’nin modernleşme serüvenine (olumsuz) bakışının şekillenmesinde en büyük paya sahip olan Necip Fazıl’ın Ulu Hakan Abdülhamit Han ve Son Devrin Din Mazlumları kitapları beni daha fazla etkilemişti. Bu arada, İdeologya Örgüsü’nü de okumuş fakat ondan pek etkilenmemiştim. Bugünden geriye baktığımda, muhafazakâr-milliyetçi camianın bu iki fikrî önderinin eserleri karşısındaki bu farklı tutumumun nedeni, Necip Fazıl’ı daha henüz 20’li yaşlarımın başındayken, buna karşılık Topçu’yu dünya görüşümün liberal-bireyci yönde değişmeye başladığı daha ileriki yıllarda (25-30 arası yaşlarımda) okumuş olmam olsa gerektir.    

İzleyen birkaç yılda sanat-edebiyat ağırlıklı olarak dergi ve gazete yazılarıma devam ettim. Yine Pınar dergisinde 1977 yılında Devlet Tiyatroları’nda izlediğim birkaç oyun hakkında peş peşe tanıtım-eleştiri karışımı yazılarım çıkmıştı. (Bu arada, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda da (1977 veya 1978 yılında) 804 İşçi adlı oyunu izlediğimi hatırlıyorum.) O yıllarda tiyatroya olan ilgim beni Özdemir Nutku ve Sevda Şener gibi yazarlardan kimi metinler okumaya da sevk etmişti (Nutku’nun Tiyatro Tarihi şu anda hatırladığım). Bugünden geriye baktığımda, bu yazılarımın amatör işi sayılması gereken denemeler olduğunu görebiliyorum.

Aynı yıllarda -galiba Türk Edebiyatı dergisinde çıkan- hikâyelerinden tanıdığım Sevinç Çokum’un ilk roman denemesi olan ‘’Zor’’ ile ‘’Bizim Diyar’’ adlı ikinci romanı hakkında kaleme aldığım eleştirel yazılarım da sanırım Bayrak gazetesinin sanat-edebiyat sayfalarında yayımlanmıştı. (Bu arada, Zor’u bir roman olarak başarısız bulmuştum). Bayrak gazetesinde zaman zaman siyasî yazılarım da yayımlandı. Bir de müstear isimle yazdığım, birkaç ay sürmüş olan bir yazı serisi vardı: ‘’Müşahedat-ı Maziyye’’. Vakanüvis Hayrullah Efendi müstearıyla güncel siyasî olayları geçmişte yaşanmış hikâyelermiş gibi ve Osmanlıca taklidi bir üslupla tahkiye eden yazılardı bunlar.

Bu arada 1979 yılında Hukuk son sınıftayken Mecelle (hassaten ‘’Kavâid-i Külliye’’ bölümü) hakkında bir incelemem de İlim, Kültür ve Sanatta Gerçek adlı dergide yayımlanmıştı. (Bu, Pınar dergisinin yukarıda andığım camianın elinden çıkmasından sonra onun yerine ikame ettiği aylık dergiydi. Oysa Gerçek daha önceki yıllarda üç aylık araştırma-inceleme dergisi formatında yayın yapıyordu.)  

O yıllarda muhafazakâr kesimde Cemil Meriç okumak (veya ona atıfta bulunmak) adeta kişinin aydın olduğunun bir kanıtı gibi görülüyordu. Sağ cenahta ona nihayet doğru yolu bulmuş (veya, ‘’eve dönmüş’’) Batı gezgini bir ‘’düşünür’’ nazarıyla bakılıyordu. Bir ara yazıları ağırlıklı olarak benim de sanat-edebiyat yazılarımın çıktığı Pınar dergisinde yayımlandı. Onun dergideki yazılarından başka Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa ve Kırk Ambar başlıklı kitaplarını da o sıralarda heyecanla okuduğumu hatırlıyorum.

Serazat üslubu yanında, sık sık Batılı düşünür ve sanatçılara referans vermesi ve onlardan iktibaslar yapması, Batı uygarlığına, bilim ve kültürüne aşinalığı (Mümtaz Turhan, Sabri Ülgener, Nurettin Topçu ve Erol Güngör gibi birkaç aydın istisna edilirse) pek zayıf olan milliyetçi-muhafazakâr çevreler nezdinde Cemil Meriç’i seçkin bir yere koyuyordu. Ama zamanla sosyal ve siyasal teoriye nüfuzum arttıkça ve Türkçeden çok İngilizce okumaya başlayınca Cemil Meriç’in orijinal bir düşünür olmaktan ziyade bir tür ansiklopedist olduğu kanaatine vardım.  Bu arada, Mümtaz Turhan’ın Garplılaşmanın Neresindeyiz ve Erol Güngör’ün İslamın Bugünkü Meseleleri adlı kitaplarını okumuş ve ayrıca 1980’lerin ortalarında Mümtaz Turhan hakkında Yeni Forum’da iki ayrı makale de yayımlamıştım.  Sabri Ülgener’in iki kitabını da yine aynı yıllarda okumuş olmalıyım: İktisadî Çözülmenin Ahlâk ve Zihniyet Dünyası ile Zihniyet, Aydınlar ve İzmler.

1984 yılına kadarki yazılarım aslında beni sahici anlamda yazarlık için hazırlama alıştırmaları olarak görülebilirdi.

Bu arada, seksenlerin sonlarına doğru edebiyat dünyasından halâ en çok okuduğum yazar Ahmed Hamdi Tanpınar idi. Onun inceleme ve deneme niteliğindeki eserlerinin çoğunu (Beş Şehir, Yahya Kemal, Yaşadığım Gibi) ve ayrıca Huzur, Mahur Beste ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ romanlarını büyük bir iştiyakla okumuştum.

Ankara Hukuk’taki Doktora öğrenciliğimin ilk yılı olan 1982-83’te Yeni Forum dergisiyle tanışmam yazı hayatımda hem dünya görüşü hem de tarz olarak bir dönüm noktası oldu. Bu sırada aynı zamanda idarî yargıda hâkim stajyeri idim ve 1983 yılında Ankara SBF’de (Siyaset ve Sosyal Bilimler/Anayasa Bilim Dalında) araştırma görevliliğini kazanmıştım. Fakat Adalet Bakanlığı’nın ‘’muvafakat’’ yazısının gecikmesi nedeniyle SBF’deki görevime ancak 1985 baharında başlayabildim. O sırada Kayseri İdare Mahkemesi üyesiydim.

Yeni Forum’la tanışmamdan bir süre sonra orada yazmaya da başladım. İmzasız (anonim) olanlarını saymazsak, Yeni Forum’da kendi imzamla yayımlanan hatırlayabildiğim ilk yazılarım sanırım 1984 veya 1985 tarihli ‘’Aklın Yolu Bir Değildir’’ ve ‘’Laiklik, Din ve Gelenek’’ idi (hangisi daha önceydi, hatırlamıyorum). Derginin kurucusu Aydın Yalçın Hocanın 1993 yılında vefatına kadar -neredeyse on yıl boyunca- Yeni Forum’da güncel siyasî yorum, makale, kitap kritiği ve anma tarzında pek çok yazım yayımlandı. Bunlar arasında M. Erdem Işık müstearıyla yazdığım birkaç yazı da vardı. Bunlardan biri, Atatürkçülük’le liberalizmi bağdaştırmaya çalıştığım ‘’Atatürkçülüğe ve İlkelerine Dair’’ (1989) başlıklı makaleydi. (Bu yazıda gerçek ismimi kullanmamamın nedeni, o sırada Kara Kuvvetleri Genel Sekreterliğinde yedek subay olarak çalışıyor olmamdı). Ama daha baştan başarısızlığa mahkûm olan bu bağdaştırma çabasından neyse ki kısa sürede vaz geçtim. 

Daha sonraki yıllarda başka bir ‘’bağdaştırma’’ çabasına daha girişecektim. Liberal Düşünce dergisinde 1996 yılında yayımlanan ‘’İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış’’da İslam ile liberalizmi aslında bağdaştırmaktan ziyade İslâmî öğretinin liberal bir yorumunu yapmaya çalışmıştım.  Bunu yaparken İslamcılar arasında etkili olan ve bireysel ahlâkî sorumluluk fikrinin altını oyan kolektivist eğilimleri frenlemeye ve onların liberalizme karşı önyargılarının kırılmasına katkı yapabilirim sanıyordum ama bunda pek başarılı olamadığım anlaşılıyor. (Bu arada, makalenin başlığındaki ‘’Kısa Bir Bakış’’ ibaresine rağmen aslında uzun sayılabilecek bir makaleydi bu. ‘’Kısa’’ diye başlık atmakla, konunun daha geniş, kitap boyutunda bir incelemeyi hak ettiğini ima ediyordum. Başka bir deyişle, aslında ‘’mütevazi bir katkı’’ gibi bir şey demek istemiştim)

Liberalizm hakkındaki ilk derli-toplu akademik makalem olan ‘’Liberal Düşünce Geleneği’’ de 1990 yılında Yeni Forum’da yayımlandı. Aynı mecrada yayımlanan diğer yazılarım arasında ‘’1980’lerde Türk Siyasetinin Transformasyonu’’ (1989), ’’Reel Sosyalizmin Bunalımı Üstüne Serbest Çağrışımlar’’ (1990), ‘’Türkiye’de Demokrasiye Geçiş Deneyimi: 1945-1950’’ (1992), ‘’Hayek Tarihin Doğruladığı Adam’’ (1992) da yer alıyor. Hatırladığım diğer yazılar ise yayın tarihinden emin olmadığım (1985?) ’’Tanpınar: Düşünen Adam’’ başlıklı deneme ile, Mehmet Kaplan ve Cemil Meriç hakkında ölümlerinin ardından sırasıyla 1986 ve 1987 yıllarında kaleme aldığı anma yazılarıdır.

Seksenli yılların ikinci yarısı siyasî olarak benim muhafazakârlıktan liberalizme geçiş dönemim olmuştu. Bu süreçteki başlıca kılavuzlarım ise İsaiah Berlin ve Friedrich A. Hayek idi. Norman Barry’nin kitapları ise klasik liberal literatüre ‘’giriş’’imi kolaylaştıran ana kaynak olarak işlev görmüştü. Barry’nin Cevdet Aykan tarafından Türkçeye çevrilen Yeni Sağ kitabını (1987) zaten okumuştum, An Introduction to Modern Political Theory’nin 1989 tarihli ikinci baskısını da benim için temin etmesini o tarihte İngiltere’de Doktora yapmakta olan arkadaşım İhsan Dağı’dan rica etmiştim. Daha sonraki yıllarda Barry’nin yayımlanmış bütün kitaplarını ve akademik makalelerinin önemli bir kısmını okudum. Barry’nin 2008 yılındaki vefatı üzerine de İngiltere’de yapılan bir anma toplantısında kendisi hakkında bir tebliğ de sunmuştum: ‘’Norman Barry’s Contribution to the Study of Liberal Politics’’.

O sıralarda siyaset teorisi/felsefesine giriş niteliğinde başka bazı kitaplar da okumuştum. Bunların başında Bryan Magee’nin Yeni Düşün Adamları (Ideas of Men) adıyla Türkçeye aktarılan kitabı ile, De Crespigny ve Minogue’un Çağdaş Siyaset Felsefecileri (1981) adlı derlemesi gelmektedir. Daha sonraki yıllarda okuduğum Murray Forsyth’in editörlüğünde çıkan The Political Classics: Green to Dworkin (1996) ile Gerald Gaus’un Political Concepts and Political Theories (2000) adlı eserleri halâ başvuru kitaplarım arasındadır.

Bu arada yine 80’lerin ikinci yarısında Sabahattin Sakman sayesinde Ayn Rand’la tanıştım.  Rus kökenli bir Amerikalı olan Rand klasik liberal geleneğin geniş bağlamı içinde yer alan ve Robert Nozick ve Murray Rothbard’la birlikte modern liberteryenizmin kurucularından sayılan bir düşünür ve romancıdır. Sakman’la kişisel olarak sanırım Aralık 1986’da Yeni Forum’da çıkan bir yazım vesilesiyle beni telefonla araması üzerine tanışmıştım. Başlangıçta dil (Türkçe) konusundaki benzer hassasiyetlerimiz bizi yakınlaştırmıştı ama kısa süre sonra bize (bana ve Atillâ’ya) günümüz sorunlarına ‘’birey hakları’’ temelli en doğru cevapların -adını daha önce duymadığımız- edebiyatçı ve düşünür Ayn Rand’ın ‘’objektivizm’’ felsefesinde bulunabileceği yolunda tavsiyede bulundu. Sakman’ın Rand’ın felsefesinin sistematik bir anlatımını sunduğu Rasyonel İnsanın Felsefesi (1988) adlı kitabı yayımlandığında ben de Yeni Forum’da onun hakkında bir kitap-incelemesi kaleme almıştım.  Daha sonraki yıllarda Aynd Rand’ın iki makalesini Türkçeye çevirdim: ‘’Devletin Mahiyeti’’ ve ‘’Hür Bir Toplumda Devletin Finanse Edilmesi’’.

Yeni Forum ortamı o zamanki en yakın arkadaşım Atilla ile benim için hem verimli bir entelektüel ortam hem de adeta bir okul oldu. Normal olarak iki haftada bir yaptığımız editoryal toplantılar, başta merhum Aydın Yalçın ve Osman Okyar hocaların katkılarıyla, bilgi ve fikir muhtevası bakımından zengin akademik buluşmalar niteliğindeydi. Bu buluşmalara düzenli katılan hatırladığım diğer isimler arasında öne çıkan hocalar önce Doçent sonra Profesör olan Erdal Türkkan ve Orhan Morgil’di. Ama fikrî ve akademik donanımı bakımdan bizi en fazla etkileyen ve kendisinden en fazla istifade ettiğimiz şüphesiz Aydın Hocaydı. Hoca Türkiye bağlamı dışında konuşup yazığında tipik bir Batılı liberal entelektüel gibi düşünürdü ama sıra Türkiye’ye gelince neredeyse heyecanlı bir Atatürkçü izlenimi verirdi. Benim başaramadığım ve başarısızlığa mahkûm olduğunu düşündüğüm şeyi Hoca başarmış gibi hissediyordu sanırım.

Aydın Hoca kendi kişisel kütüphanesinden yararlanmamıza da izin verirdi. Hiç unutmam, Isaiah Berlin’in Four Essay on Liberty (1969) adlı klasik eserini 1988 yılında ondan ödünç alıp okumuştum. O kitaptaki ‘’Historical Inevitability’’ (Tarihsel Kaçınılmazlık) başlıklı deneme ile Karl Popper’ın o sıralar okuyup çok etkilendiğim Tarihselciliğin Sefaleti (Poverty of Historicism) adlı kitabının ana fikirlerini zihnimde sentezlemiştim. Daha sonraki yıllarda büyük bir kısmını Türkçeye çevireceğim ‘’Two Concepts of Liberty’’ başlıklı uzun deneme de aynı kitapta yer alıyordu.

Bu arada Yeni Forum için İngilizce gazete ve dergilerden çeviriler de yapıyorduk. O dönemde sosyal ve siyasal teori okumalarım yoğun bir şekilde devam ettiği için, epeyce bir akademik metni de Türkçeye kazandırdım. Türkiye’de John Rawls’un akademik çevrelerde bile pek bilinmediği o yıllarda düşünürün A Theory of Justice’inden birkaç bölümü 1986 yılında Türkçeye çevirerek Yeni Forum’da yayımlamıştım (O tarih itibariyle benim için oldukça iddialı bir girişimdi bu, nitekim daha sonraki yıllarda çeviride kimi hatalar olduğunu fark ettim ama metni yeniden ele alma fırsatını bir daha bulamadım). O sıralar Fakülte’deki odasında zaman zaman kendisiyle ‘’kahveli sohbetler’’ yaptığımız merhum Yahya Tezel’in Rawls’tan yaptığım çeviriden dolayı bana şaka yollu ‘’sen galiba Yeni Forum’un sol kanadını temsil ediyorsun’’ dediğini hatırlıyorum. Tezel’le sohbetlerimiz de benim entelektüel donanımıma katkı yapmıştır. Daha sonraki yıllarda hatırlayabildiğim önemli çevirilerim arasında Michael Oakeshott’tan ‘’Siyasette Akılcılık’’ (Yeni Forum, 1987), Isaiah Berlin’den ‘’Bir İdeal Olarak Eşitlik’’ (Yeni Forum, 1990) ve ‘’İdeal Arayışı Üstüne’’ (Liberal Düşünce, 1998) ve nihayet ‘’İki Özgürlük Kavramı’’ (Liberal Düşünce, 2007) da yer alıyor.

Tuhaftır ki, yayımının üzerinden 15 yıl geçmiş ve hakkında olumlu-olumsuz koca bir literatür oluşmuş olmasına rağmen Rawls’un kitabı SBF Kütüphanesi’nde bile yoktu. Başka kitaplar yanında onun da Kütüphaneye getirtilmesini 1985 veya 1986 yılında ben sağlamıştım. O ‘’başka kitaplar’’ arasında Robert Nozick’in Anarchy, State and Utopia (1974) adlı ünlü eseri de vardı ve dört yıl sonra kaleme aldığım ‘’Liberal Düşünce Geleneği’’ başlıklı makaleyi besleyen kaynaklardan biri de oydu. Tahmin edilebileceği gibi, SBF Kütüphanesi’nde –Kölelik Yolu’nun yarım-yamalak çevirisi dışında- Hayek’in de herhangi bir eseri yoktu.

Bu arada, 1989 yılında Türkiye Günlüğü dergisinin yayın hayatına başlaması benim için düşünce ürünlerimi genel okuyucunun bilgisine sunabileceğim yeni bir mecra oldu. Nitekim ’’Farabi’nin Siyaset Felsefesi Üstüne’’ (1990), ‘’Laiklik ve Türk Uygulaması Üstüne Notlar’’ (1990), ‘’Bilgi ve Özgürlüğün Bilgisi’’ (1990), ‘’Demokrasi, Laiklik, Resmî İdeoloji (1994), ‘’Başörtüsü, İnsan Hakları ve Teamüller’’ (1999) ve daha başkaları orada yayımlandı. 

Aslında yazarlık kariyerim boyunca farklı siyasî eğilimlerdeki daha birçok dergide yazılarım yayımlandı: Üniversite dergileri dışında hatırlayabildiklerim: Yeni Türkiye, Demokrasi Platformu, Doğu ve Batı, Karizma, Hukuk ve Adalet, Demokrasi Gündemi, İslâmî Araştırmalar, İslamiyat.  

***

Ankara SBF’de çalışmaya başladıktan (1985) sonra tabiatıyla ağırlıklı olarak hukuk ve siyaset teorisinde yoğunlaşan akademik tarzdaki yazılarım ön plana çıkmaya başladı ve zamanla sanat-edebiyat konularına ilgim de azaldı. Yazı hayatım bakımından bu yeni dönem 1986 tarihli iki akademik makaleyle başladı: ‘’Safahat’ın Temalarından Biri: İslâmî Modernleşme Görüşü’’ ve ‘’Avrupa Ekonomik Topluluğu Hukukunda Dolaysız Etki İlkesi’’ (Bu ikincisi, 1982 tarihli yüksek lisans tezimin bir yan ürünüydü)…. Kamu önünde göründüğüm sanırım ilk panele de aynı yıl katılmıştım. Turan Feyzioğlu’nun yönettiği panelin benim dışımdaki konuşmacıları Şerif Mardin, Aydın Yalçın ve sanırım Ergun Özbudun’du. Panel’in spesifik başlığını hatırlamıyorum ama Türkiye’de modernleşme ile demokratikleşme bağlantısı etrafında dönen bir tartışmayla ilgiliydi. 

Bu şekilde başlayan akademik yayınlar serimin 40 yıl sonraki şimdilik son ürünü ise bu yıl başında yayımlanan ‘’Siyasî Düşüncede Özgürlük Geleneği ve Modern Liberteryenizm’’ başlıklı makalem oldu.

Bu kırk yıllık akademik serüvenimde anayasa hukuku, siyaset teorisi ve Türkiye siyaseti hakkında onbeş civarında kitap ve altmış kadar bilimsel makale ürettim. Kitaplardan 1996 yılında ilk baskısı yapılan Anayasal Demokrasi (13. b., 2017) Türkiye’de anayasa hukuku öğretimine yeni bir tarz ve perspektif getirdi. Ayrıca, 2014 yılında 5. baskısı yapılan ve özellikle Türkiye’de insan hakları ve ilgili kavramların anlamıyla ilgili kafa karışıklıklarını düzeltmeye çalışan İnsan Hakları: Teorisi ve Hukuku için de benzer bir durum söz konusudur. Nihayet, geçen yıl güncellenmiş 10. baskısı yapılan Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset (2025) de hukukla siyaset teorisini sentezleyen yapısıyla bildiğim kadarıyla türünün Türkçedeki ilk örneğidir. Özgürlük, Hukuk ve Demokrasi ise (2018) kitabın yayımlandığı tarih itibariyle akademik makalelerimin en kapsamlı bir derlemesini oluşturmaktaydı.

İlgili oldukları literatüre katkı yaptığını düşündüğüm makale külliyatımdan başka bazı örnekler vermem gerekirse: ‘’Türkiye’de Bürokratik Yönetim Geleneği ve Demokrasi’’ (1991), ‘’İnsan Hakları Öğretisine Giriş’’ (1993), ‘’Çeşitlilik, Çoğulculuk ve Rekabetçi Federalizm’’ (1997), ‘’Islam in Turkish Politics: Turkey’s Quest for Democracy without Islam’’ (1999), ‘’Aydınlanma, Modernlik ve Liberalizm’’ (2006),  ‘’Liberalizme Yeniden Bakış: Tarihî  ve Felsefî Temelleri’’ (2009),  ‘’Cemaat, Cemiyet ve Ulus-Devlet’’ (2010), ‘’Müzakereci Demokrasi ve Sınırları’’ (2012), ‘’Hukuk, Hukukun Üstünlüğü ve Adalet’’ (2015).   

Bu arada, 18 Temmuz 2016’da akademiden ayrılmak zorunda bırakılmamın -üniversitede ders verememek dışında- bilimsel faaliyetimin sona ermesi anlamına gelmediğini de belirtmek isterim. (Bu arada akademiye geri dönmek için bazı vakıf üniversiteleri nezdinde yaptığım ‘’yoklama’’lardan bir sonuç alamadığım gibi, 2010 yılında kendi isteğimle emekli olduğum Hacettepe Üniversitesi’ne dönmek için yaptığım başvuru ve ardından gelen yargı süreci de işe yaramadı. Bu konuda iki yıl önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığım başvuru halen derdesttir.) Akademi dışında kaldığım son on yılda da kitap ve makaleler olarak bilimsel yayın yapmaya elbette devam ettim. Hatta kariyerimin en önemli ürünlerinin bir kısmını bu dönemde verdim: Hukuk ve Adalet (2017, 2022) adlı kitap ile ‘’Hukuk, Kanun, Yasa(ma)’’ (2019), ‘’Siyaset İncelemeleri Bağlamında Felsefe, Teori ve İdeoloji’’ (2021) ve ‘’Siyasî Düşüncede Özgürlük Geleneği ve Modern Liberteryenizm’’ (2026) başlıklı makalelerden söz ediyorum.

Bu yarım yüzyıllık kariyerim sırasında şu eserleri de Türkçe’ye kazandırdım: Jack Donnelly, Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Hakları (Levent Korkut’la birlikte, 1995); F. A. Hayek, Sosyal Adalet Serabı (1995, 2012); Norman Barry, Komünizm Sonrası Dönemde Klasik Liberalizm (1997); Norman Barry, Modern Siyaset Teorisi (Yusuf Şahin’le birlikte, 2004); Bruno Leoni, Özgürlük ve Hukuk (2021).

Bu arada genel okuyucuya hitap eden kitap, makale ve gazete yazarlığı yoluyla da bir tür gönüllü ‘’kamusal eğitim’’ yapmayı sürdürdüm. Sadece akademinin ‘’fildişi kulesi’’nde oturmadım yani. Öncü, Dünden Bugüne Tercüman ve Star gazetelerinde köşe yazarlığı yaptım; Yeni Yüzyıl, Radikal, Yeni Şafak, Radikal, Milliyet, Zaman ve Taraf gibi gazetelere ise zaman zaman dışarıdan yazılar yazdım. 2019’dan buyana da Kıbrıs’ta neşredilen Diyalog gazetesi için haftalık yazılar kaleme alıyorum (Bu yazılar ‘’Özgürlük ve Hukuk’’ başlıklı web sayfamda da yayımlanmaktadır). Seksenlerin sonlarından itibaren (2016’dan sonra yoğunluğu epeyce azalarak) konferans, panel, seminer, radyo ve televizyon oturum ve tartışmalarına katılmak ta bu kamusal eğitim işinin diğer bir parçasını oluşturdu. Ayrıca muhtelif sivil teşekküller ve siyasî partiler için duruma göre genel kamuya, uzmanlara veya kamu bürokrasisine hitap eden pek çok araştırma raporu veya kamu politikası önerileri de hazırladım.

Bu noktada bir ara not eklemeliyim: Yazarlık akademik meslekle doğrudan bağlantılı değildir. Akademikler kariyerlerinin yüksek lisans, doktora ve doçentlik gibi aşamalarında tezler yazmak zorundaysalar da onların bu çalışmalardaki yazma veya yazarlık becerisi eserlerinin -eğer varsa- bilimsel kalitesiyle at başı gitmeyebilir. Kısaca, başarılı bir bilim insanı aynı zamanda iyi bir yazar olmayabilir. Yine de hayal gücü, ilham ve hissediş, gözlem gücü, hatta içe bakış gibi doğuştan gelen istidat ve kabiliyetlere fazlasıyla bağlı olan şiir, hikâye ve roman dışında kalan alanlarda kişinin yazarlık başarısı bilgi ve fikir donanımına daha fazla bağlıdır. Bilgi olmadan fikir de olmaz. Bu, edebî bir tür olan deneme (essay) yazarlığı için özellikle böyledir.  

Bunları hatırlatmamın sebebi, akademisyenliğim dışında benim yazarlığımın da 1980’lerin ortalarından buyana hep fikir dünyası içinde yer almamla bağlantılı olduğuna dikkat çekmek istememdir. Esas olarak rahmetli Aydın Yalçın Hocanın (1920-1993) entelektüel öncülüğü sayesinde varlık bulmuş olan Yeni Forum dergisinde yazdığım dönemde (1984-1993), önce çevresinde sonra içinde yer aldığım zengin entelektüel atmosferi, 1990’ların başında Atilla Yayla ve rahmetli Kâzım Berzeg’le beraber kurduğumuz Liberal Düşünce Topluluğu ortamında oluşan başka bir fikir çevresi izledi. Bu arada 1996 yılında çıkarmaya başladığımız üç aylık fikir ve araştırma dergisi Liberal Düşünce’nin editörlüğünü de kuruluşundan itibaren on yıl kadar süreyle ben üstlendim.

Ancak LDT çevresini de maalesef olumsuz etkileyen Türkiye’nin 2011 sonrasındaki malum boğucu siyasî atmosferi bu sefer bizi bir yol ayrımına getirdi. Rahmetli Kâzım Berzeg, Bican Şahin, Erdal Türkkan, İhsan Dağı, Melih Yürüşen ve rahmetli Veli Kondak gibi arkadaşlarla beraber, genel olarak siyasî iktidarlara mesafeli olmak ve özellikle siyasî baskıcılık karşısında eleştirel duruştan vaz geçmemek kararlılığıyla, 2014 yılında Özgürlük Araştırmaları Derneği’ni (ÖAD) kurduk.  Bu arada, ÖAD için de birçok Rapor kaleme aldım, ayrıca güncel makalelerim de halen Derneğin web sayfasında yayımlanmaktadır.

Hasılı, okumaya, düşünmeye, yazmaya ve bu arada siyasî baskıya muhalefet etmeye devam ediyorum.    

Bu Makaleyi Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir