Son on yıldır akademik dünyada değilse de Kemalizme sempatik aydın kamuoyunda nispî bir popülerliğe sahip olan yeni bir ideolojik söylem (‘’post-Kemalizm’’) etkili olmaya başladı. Mamafih kavramı icat eden ve onu teorileştirme girişiminde bulunan İlker Aytürk’ün kendisi bir siyaset bilimcidir.

Aytürk bu konuda dört yıl arayla iki ayrı makale yazdı: ‘’Post-Post-Kemalizm: Yeni Bir Paradigmayı Beklerken’’ (Birikim, n. 319, 2015, ss. 34-47) ve ‘’Post-Kemalizm Nedir, Post-Kemalist Kimdir? Bir Tanım Denemesi’’, (Varlık, Şubat 2019, ss. 4-7). Aytürk üç yıl önce de Berk Esen’le birlikte Pos-Post-Kemalizm: Türkiye Çalışmalarında Yeni Arayışlar (İletişim Yayınları, 2023) adlı derleme bir kitap yayımladı. Bu arada, İlker Aytürk’ün post-Kemalist olarak nitelediği Levent Köker de Akademia.edu’de çıkan ‘’Post-Kemalizm ya da ‘Eleştirel-olmayan eleştiri’nin Eleştirisi’’ başlıklı  bir makalede (https://www.scribd.com/document/688963585/Post-Kemalizm) Aytürk’ün tezinin eleştirel bir analizini yaptı.

İzleyen değerlendirmede Aytürk’ün 2015 tarihli ilk makalesi esas alınacaktır.

İlker Aytürk ‘’post-Kemalizm’’ kavramıyla, Mete Tunçay, Erik Jan Zürcher, Şerif Mardin, Nilüfer Göle, Büşra Ersanlı-Behar, Taha Parla ve Levent Köker gibi ‘’sol ve liberal’’ akademisyenlerin katkılarıyla oluşan ve Cumhuriyet tarihinin Kemalist yorumuyla kısmen veya tamamen mutabık olmayan ve/veya Batılı modernleşme paradigmasına eleştirel bakan akademik literatürü  kastediyor.

Görünüşe göre yazarın amacı, Türkiye’nin demokrasi girişiminin başarısızlığının tarihsel-sosyolojik nedenlerini açıklama amacı güden Kemalist-olmayan akademik söylemin zayıflıklarını veya yetersizliğini objektif olarak ortaya koymak. Ama aşağıdaki açıklamalardan sonra anlaşılacağını umuyorum ki, yazarın asıl amacı bu değildir.

Aytürk’e göre, ‘’daha 1980’lerde İslamcı ve muhafazakâr aydınlarla entelektüel bir ittifak kurmuş olan’’ sol ve liberal aydınlar  Türkiye’nin askerî vesayetten kurtulup özgürleşmesi için Kemalist Cumhuriyeti ve onun temel varsayımlarını sorgulamak ve yıkmak gerektiğine inanıyorlardı. Hatta bu yazarlardan Levent Köker tek-parti otoriter rejiminin demokrasi için geçilmesi zorunlu bir hazırlık aşaması olduğu şeklindeki Kemalist tezi de eleştirmişti. Bu arada, Aytürk İslamcı aydınlarla sözde ittifak iddiasını o kadar ciddiye almaktadır ki AKP’nin 2002’de iktidar olmasının, ‘’post-Kemalizm(in) bir muhalefet paradigması olmaktan çıkıp, iktidar’’ olması anlamına geldiğini yazmaktadır.  

İlker Aytürk’ün başka bir iddiası da, post-Kemalistlerin, post-modernizm kaynaklı ‘’kimlik siyaseti’’ni önerdikleridir ki bu öneri Kemalizmin ‘’yekpare’’ ulus tasavvurunun yerini ‘’etnik ve kültürel farklılıkları öne çıkaran çok-kültürlü ve çok-dilli’’ bir yerelci anlayışın almasıyla sonuçlanacaktır. Ayrıca, elbette ‘’neo-liberalizm’’in (!) de katkısıyla, post-Kemalist hareket ‘’Kemalist ulus-devleti’’ aşındırarak ‘’merkezkaç kuvvetler’’e de güç kazandırmıştır. Yine iddia edilmektedir ki, sanırım en kötüsü (ve tehlikelisi) de, sol ve liberal aydınların Kemalizm karşısındaki ‘’müttefikleri’’ olan İslamcıların, Edward Said’in post-oryantalizminden de beslenerek büyük bir özgüven kazanmaları ve aydın kamuoyundaki görünürlüklerinin artması olmuştur.

Aytürk’e göre, ‘’post-Kemalizm Türkiye’nin bitmeyen vesayet problemine konulmuş yanlış bir teşhistir.’’ Türkiye’nin demokratikleşmemesini asker ve sivil bürokrasi engeline bağlayan ‘’post-Kemalist yaklaşımın en büyük hatası’’, diyor yazar, ‘’yakın tarihimizin bütün demokratikleşme problemlerini biriktirip Kemalizm’in omuzlarına yüklemek’’tir. Oysa Kemalistler ‘’bir kaç bin yıldır sürmekte olan’’ vesayet sorununun ancak bir parçası’’ olabilirler, ‘’kaynağı değil.’’

Tahmin edilebileceği gibi, bu anlatıda ‘’post-Kemalist’’ yazarların ‘’kurtuluş reçetesi’’ olduğu iddia edilen şeyin çok yanlış olduğu da yer almaktadır: ‘’Kemalist elitlerin sistem dışına ittiği iki büyük mağdur kitle, bir yanda muhafazakâr Müslümanlar diğer yanda ise Kürt halkı, demokratik haklarını kullanarak sıkıştırıldıkları çevreden merkeze yürüyecek, Kemalist vesayet sistemini adım adım geriletecekler ve bu sürecin sonunda gerçekten katılımcı, demokratik, insan haklarına, çok-kültürlülüğe saygıda dünya standartlarında yeni bir Türkiye Cumhuriyeti kurulacaktı.’’

Ana iddialarını özetlediğim bu tezde birçok sorun var. Her şeyden önce, ortada post-Kemalist bir ‘’paradigma’’nın var olduğu kuşkuludur. Aytürk’ün post-Kemalist olarak etiketlediği adı geçen akademisyenler ve bu satırların yazarı gibi diğer Kemalizm eleştiricilerinin farklı zamanlarda ve birbirinden bağımsız olarak dile getirdikleri erken Cumhuriyet dönemine ilişkin tespit, tahlil ve değerlendirmelerinin paradigmatik bir bütünlük oluşturduklarını söylemek zordur.  Hele bu bilim insanlarının adeta Cumhuriyet’e karşı bir komplonun eş-failleriymişler gibi, bu literatürü ‘’konsültasyon’’la ürettiklerini iddia etmek, İslamcılarla ittifak halinde oldukları iddiasıyla birlikte ele alındığında, bir bühtandır, akademik ölçüyü büsbütün kaçırmaktır. Yazar buna benzer bir imayı, ‘’İslamcı’’ AKP’nin iktidara gelmesini post-Kemalizm’in iktidar olması şeklinde yorumlayarak yapmaktadır.

İkincisi, Aytürk’ün günümüz Türkiye’sindeki askerî-bürokratik vesayet sorununu Türkiye’nin  bin yıllık geçmişindeki ‘’elitist’’ pratiğe bağlaması da bir sosyal bilimci için son derece tuhaf kaçmaktadır. Bir siyaset bilimcinin modernlik öncesi toplumsal-siyasî formasyonlardaki yöneten-yönetilen ilişkisini açıklamanın başka kavramsal araçları olduğunu bilmesi gerekirdi. Oysa Türkiye’deki vesayet sorunu doğrudan doğruya Kemalist ideolojinin bir ürünüdür; toplumun ve siyasal temsilcilerinin Kemalist ideolojik önceliklerden ve ‘’hikmet-i hükümet’’in gereklerinden  sapmasını önlemek için siyasal sistemin bu amaçla kurgulanmış kurumsal mekanizmalar ve ‘’devlet seçkinleri’ tarafından kontrol altında tutulmasını ifade etmektedir.

Türkiye’nin ‘’demokrasi sorunu’’ elbette vesayetten ibaret değildir; bu sorunun arka planında siyasî kültürle, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapıyla ilgili başka bazı nedenler de vardır. Ama Kemalist vesayet siyasal süreci belirlemeye devam ettiği sürece diğer alanlarda normatif ve yapısal iyileşmeler sağlanabilse bile Türkiye’nin özgürlük ve demokrasi çabasının (elbette, böyle bir çaba sahiden varsa veya olacaksa)  başarı şansı düşük olacaktır.

Bu arada, tek-parti dönemindeki ‘’vesayet’’ sorunu da sivil ve siyasal aktörlerin kontrol edilmesiyle ilgili olmakla beraber, Kemalistlere göre bunun amacı toplumu sözümona ‘’demokrasiye hazırlamak’’tı. Oysa Levent Köker Modernleşme, Kemalizm ve Demokrasi’de [1990] bunun doğru olmadığını, çünkü rejimin gerçekte demokrasiyi hedeflememiş olduğunu inandırıcı bir biçimde göstermişti. Bu bağlamda, Aytürk’ün post-Kemalist yazarlarca ağırlıklı olarak tek-parti döneminin incelenmesinden -kendi deyimiyle ‘’didik didik edilmesi’’nden- de rahatsızlık duymaması gerekirdi. Çünkü Türkiye toplumu olarak bugün hala yaşamakta olduğumuz özgürlük ve demokrasi sorunlarının temelleri büyük ölçüde -birçok bakımdan İttihat ve Terakki zihniyet ve uygulamasının devamı niteliğinde olan- Kemalist dönemde saklıdır. Oysa, Mete Tunçay, Erik Jan Zürcher, Levent Köker (ve Ahmet Demirel) başta olmak üzere ‘’post-Kemalist’’ yazarların öncü eserlerine rağmen o dönem hala yaygın olarak ve doğru bir şekilde bilinmemektedir.  

Üçüncü olarak, Aytürk’ün post-Kemalistlerin ‘’kurtuluş reçetesi’’ dediği şey dürüst bir tanımdan ziyade bir karikatüre benziyor: İslamcılar ile Kürtlerin ‘’çevreden  merkeze yürümesi’’yle vesayet yıkılacak ve demokratik Cumhuriyet kurulacak vesaire… Belki yazarın  adını vermediği İslamcı veya muhafazakâr gazeteci-yazarların bazılarının kimi polemikçi yayınları böyle yorumlanabilir ama adını verdiği akademiklere böyle bir isnatta bulunmak için ‘’ayıp’’ nitelemesi bile hafif kalır.

Sonuç olarak, öyle görünüyor ki, ‘’post-Kemalizm’’ kurgusunun amacı Kemalist ideoloji ve statükoya eleştirel yaklaşan akademik literatürü yanlış tanıtarak ve yer yer karikatürize ederek marjinalleştirmek, böylece  otoriter tek-parti yönetimini tezkiye etmek ve Kemalizme yeniden itibar kazandırmaktır. 

Bu Makaleyi Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir