‘’New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani bir konuşmasında ‘kolektivizmin sıcaklığı’nı kapitalizmin ’haşin bireyciliğinin soğukluğu’na tercih etiğini söyledi. Bu kurgu kapitalizmin insanları ‘atomistik bireyler’ olarak yalnız başına kalmaya zorladığı şeklindeki bildik eleştiriyi yansıtmaktadır.
Bu eleştiri şöyle devam eder: Piyasalar iktisadî hayatlarımızı rekabet ve kişisel çıkar etrafında organize ettiği için toplumun dokusuna ve ilişkilerimize gerçek zarar verirler. Hayatlarımızı rekabet etrafında organize etmek insanları birbirini partnerlerden ziyade rakipler olarak görmeye teşvik eder. Kısaca, kapitalizm bizi birbirimizle karşı karşıya getirir, oysa sosyalizm bizi bir araya getirir. Kolektivist rejimlerin kendi insanlarına karşı hiç de ’sıcak’ olmamış oldukları gerçeği bir yana, bu görüş kapitalizmi temelden yanlış anlamaktadır.
Gelin kapitalist sistemdeki iktisadî hayatınız hakkındaki basit bir gözlemle başlayalım. Bu haftayı düşünün: Kaç tane işbirliği etkileşimi, kaç tane rekabetçi ilişkiniz oldu?
Bu sabah Starbucks’tan kahve satın alırken muhtemelen herhangi biriyle rekabet etmediniz. Telefon faturanızı öderken, yiyecek ve akaryakıt satın alırken veya sinemada bir film izlerken birinin kazanırken diğerinin kaybettiği bir mücadeleye girmediniz. Aksine, karşılıklı olarak yararlı çıktığınız bir seri gönüllü işlem yaptınız. Siz bir miktar para verdiniz, onlar size paradan daha çok istediğiniz bir şey verdiler. Herkes kazançlı çıkarak ayrıldı. Adam Smith’in ifadesiyle: ‘Akşam yemeğimizi umabilmemiz kasabın, biracının veya fırıncının iyilikseverliğinden değil, onların kendi çıkarlarını düşünmelerinden dolayıdır.’
Buna karşılık rekabet gündelik iktisadî ilişkilerinizde nadiren ortaya çıkar. Bir iktisadî işletme başka işletmelerle müşteriler için rekabet eder, muhtemelen siz de bir noktada başkalarıyla bir iş için rekabet etmişsinizdir. Fakat rekabetten çok daha sıkça iş birliği yaparsınız. Dikkat ediniz, piyasadaki rekabetler gerçekte başkalarına hizmet etmekte kimin en iyi olduğunu anlamaya yarayan rekabetlerdir. Onların iş birliği yapmanın en iyi yollarını ve en iyi kimin/kimlerin iş birliği yaptığını keşfetmeye yarayan rekabetler olduğu söylenebilir.
Bekleneceği gibi, Smith piyasaların işbirlikçi niteliğini iyi biliyordu. Şöyle yazmıştı:
Yün ceket ‘çok sayıda işçinin ortak emeğinin ürünüdür. Çoban, yün ayıklayıcı, yün tarayıcısı, yün açıcı, boyacı, yün eğirici, dokumacı, çırpıcı, perdahçı… bu basit ürünü bile ortaya çıkarmak için bunların hepsi (ve başkaları) kendi farklı sanatlarını bir araya getirmek zorundadır. Ayrıca, bu işçilerin bazılarının malzemelerinin ülkenin genellikle çok uzak kısmında yaşayan başkalarına taşınmasında ne kadar çok taşıyıcı kullanılmış olmalı! Boyacı tarafından kullanılan ve çoğu zaman dünyanın en uzak köşelerinden getirilen farklı kimyasalları bir araya getirmek için özellikle ne kadar çok gemi imalatçısı, denizci, yelkenci, halatçı kullanılmış olmalı!’
Mesele şu: Piyasalar bizi atomlaştırmaz, aksine dünyanın dört bir yanından yabancıların işbirliği yapmasına yol açar.
En son ne zaman bir kahve satın aldığınızı tekrar düşünün. Starbucks kahve çekirdeği üreticilerini, nakliye şirketlerini, kamyon sürücülerini, depolama işçilerini, kahve kavurucularını, ekipman imalatçılarını, elektrikçileri, su tesisatçılarını, muhasebecileri ve satış elemanlarını koordine etmek zorundadır. Bu insanların hiç biri size tanımaz, yine de onlar her gün sabah saat 7.43’te elinize güvenilir bir şekilde kafein ulaşmasını sağlayacak şekilde işbirliği yapmayı başarırlar. Bu tesadüf değildir; piyasaların sağladığı fiyatlar insanlara başkalarının ne istediklerini anlamak için ihtiyaç duydukları bilgiyi veriyorlar ve bunu yapmaları için onlara müşevvik sağlıyorlar.
Piyasalar elbette rekabet içerirler. Fakat işletmeler/firmalar tüketicilere en iyi kimin hizmet edebileceğini görmek için birbiriyle yarışırlar. Netflix izleyicilere istedikleri şeyi (rahatlık, seçme şansı, gecikme ücretinin olmaması, ve düzgün yayın akışı gibi) vermenin en iyi yolunu bulmak suretiyle Blockbuster’i alt eder.
Benzer bir durum işgücü piyasasındaki rekabette de geçerlidir. Belki Starbucks’tan sadece kahve satın almak değil orada çalışmak ta istiyorsunuzdur. Ama bu, aynı iş için başvuran başkalarıyla rekabet etmek zorunda olacaksınız demektir. Burada da bir başvurucunun bu yarışı kazanması için neyin gerektiğine bakalım. Onların örneğin, moçaları daha dakik ve daha etkili olarak hazırlamak veya içecekleri güleryüzle servis etmek suretiyle müşterileri daha iyi hissettirecek en iyi işi çıkaracaklarını göstermeleri gerekir. Piyasa rekabeti kimin başkalarıyla en etkili şekilde iş birliği yapabileceğini görmek için yapılan bir rekabettir.
Her halükârda, demokratik sosyalistler her tür rekabete karşı olamazlar. Nihayetinde demokrasi rekabeti gerektirir ve demokratik sosyalistler siyasette olduğu kadar işyerinde de demokrasi isterler. Eğer para için rekabet soğuk (duygusuz) ise, seçmenlerin oyları için rekabetin niçin daha sıcak (samimi) olacağını anlamak zordur. Piyasa rekabeti çoğu konuda aynı görüşte olmayan milyonlarca insanı, pek çok farklı tercihi koordine etmelerine yardım etmek suretiyle birlikte çalışmak için farklı değerler, planlar ve önceliklerle donatır. Siz ve kahvenizi hazırlayan çalışanın iş birliği yapmak ve birbirini daha iyi hissettirmek için sözgelimi adaletin prensipleri hakkında aynı görüşte olmanız gerekmez. Atomlaştırıcı veya soğuk (duygusuz) olması şöyle dursun, serbest piyasa aslında karşılıklı yararları için işbirliği yapmak üzere yabancıları bir araya getiren bir karşılıklı bağımlılık sistemidir.’’ (Christopher Freiman, ‘’The Warmth of Cooperation’’, Econlog, Jan. 27, 2026; https://www.econlib.org/econlog/the-warmth-of-cooperation)
(Diyalog, 21 Şubat 2026)
