Son birkaç haftadır Türkiye’nin gündemini işgal eden konulardan biri, malum, uyuşturucu kullandıkları gerekçesiyle bazı şarkıcı, oyuncu ve gazetecilerin göz altına alınmaları ve haklarında ceza takibatı başlatılmasıdır. Buna benzer bir diğer olay da zaman zaman gündeme gelen polisin ‘’yasadışı bahis’’ sitelerinin üstüne gitmesidir.

Her iki olay da insanlara cebren ahlâk (‘’doğru davranış’’) dayatmanın, teknik deyimiyle, ‘’ahlâkın cebren icrası’’nın (enforcement of morals) örnekleridir. Bunların ‘’dinci-muhafazakâr’’ bir iktidar döneminde meydana gelmesi şaşırtıcı değildir, çünkü cebren ahlâk dayatmak muhafazakâr zihniyetin karakteristik bir vasfıdır. F. A. Hayek’in The Constitution of Liberty’de yazığı gibi, liberalleri muhafazakârlardan ayıran hususlardan biri, kendi dinî-ahlâkî inanç ve kanaatlerini devlet gücü aracılığıyla başkalarına dayatmaya hakkı olmadığı bilincine sahip olmalarıdır.

Bu bağlamda Hayek bu konuyla ilgili başka bir noktayı daha dile getirmiştir: Kendimizce doğru olan veya istenir (‘’şayan-ı arzu’’) bir amacı başkalarına cebir uygulamak için uygun bir gerekçe olarak kabul etmek özgür bir toplumun idamesine engel teşkil eder. Mamafih, Türkiye şu anda zaten özgür bir toplum olmadığı için sahip olmadığımız bir değeri kaybetmekten endişe etmemize gerek olmayabilir!   

Sözünü ettiğim muhafazakâr ahlâk dayatmasının -ve ayrıca, TV’lerde gösterilen diziler ve filmlerin türlü şekillerde sansürlenmesinin- ideolojik kimliği nazara alındığında AKP’nin başını çektiği bir iktidar koalisyonu döneminde meydana gelmesi elbette şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan, bireysel özgürlük ve özerklik karşıtı bu uygulamalara toplumun hiç bir kesiminden ciddî bir tepki gelmemesidir.

Gerçi daha gerçekçi bakarsak, buna da şaşırmamamız gerektiği söylenebilir. Çünkü malum, Türkiye’nin ‘’ilerici’’ veya ‘’çağdaşları’’nın da çoğunluğunun ahlâk anlayışı en azından bu konuda muhafazakârlarınkinden çok farklı değildir.  

Oysa, ‘’reşit ve mümeyyiz’’ kişilerin, başkalarının haklarına tecavüz etmedikleri sürece, hayatı nasıl yaşayacaklarına kendi başlarına karar vermeye ilişkin dokunulmaz hakları vardır. Onun için, ahlâkî faillik kapasitesine sahip olan kişilerin uyuşturucu kullanmalarına, kumar oynamalarına ve istedikleri filmi seyretmelerine; kısaca, başkalarının haklarına saygı gösterdikleri sürece istedikleri gibi hareket etmelerine devlet dahil kimsenin karışmaya hakkı veya yetkisi yoktur. Söz konusu maddelerin alım-satımı konusunda da aynı prensip geçerlidir: Gönüllülük temelinde yürüdükleri sürece yetişkinler arasındaki özel ilişkiler ve alışverişlere karışılamaz. Bu gibi fiilleri suç yapmak ‘’mağdursuz suç’’ yaratmak anlamına gelir.

Uyuşturucular söz konusu olduğunda, mesele bu maddelerin yetişkin olmayanlara satılıp satılmadığıdır. Küçüklere ve temyiz kudretini haiz olmayanlara uyuşturucu -veya sağlıklarına esaslı zarar verecek başka herhangi bir şey- satılmasına yahut onlara bu maddelerin zorla kullandırtılmasına kayıtsız kalınamaz. Mamafih, zor kulanmak sadece küçüklere değil yetişkinlere yönelik olduğunda da caiz değildir.

Ancak, devletin uyuşturucu kullanan veya kumar oynayan yetişkinlere müdahale edemeyeceğini söylerken bu davranışların ‘’iyi’ veya ‘’doğru’’ olduğunu söylüyor veya tavsiye ediyor değilim. Çünkü bir davranışın ‘’caiz’’ olduğunu söylemek onu tavsiye etmek veya onaylamakla aynı şey değildir. Bir eylemin iyi, uygun veya doğru olup olmadığı onun failinin karar vermesi gereken bir meseledir. Kendisi için neyin ‘’iyi’’, ‘’doğru’’ veya ‘’faydalı’’ olduğuna karar verme hakkı, sorumluluğu kendisine ait olmak üzere, bireyin kendisine aittir.

Kısaca, devlet dahil olmak üzere haricî bir özne kişiye ne ‘’doğru davranış’’ dayatabilir, ne de başkalarına zarar vermeyen eyleminden dolayı ona müeyyide uygulayabilir. (Diyalog, 25 Ocak 2026)

Bu Makaleyi Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir