ÖZGÜRLÜK, REFAH VE PİYASALAR

 

Genel bir eğilim olarak insanlar her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten, hayırhah bir merkezî elin bütün kötülükleri kaldırıp dünyayı iyileştirebileceğine, bu yolla dünyada cennetin kurulabileceğine inanırlar. Buna bağlı olarak, çoğu kimse, meselâ yoksulluğun ve ‘’adaletsiz gelir dağılımı’’nın toplumsal ve iktisadî ilişkilerin iyi niyetli bir irade tarafından tanzimi ve planlanması yoluyla düzelebileceğine inanır. Devletçiliğin temel nedenlerinden biri bu düşünce eğilimidir. Kolektivist ütopyalar da insanlara genellikle bundan dolayı cazip gelir.

Oysa, ne devlet ne de başka bir özne dünyayı cennete dönüştürebilir. Kaldıki, dünyayı cennete çevirmek amaçlı her girişimin kaçınılmaz sonu “yeryüzünde kâbus”tur. Bu tehlikeli kolaycılık insanlardaki yaygın bir insiyakî eğilimin sonucu olduğu kadar, başta sosyalizm olmak üzere, bunu besleyen başka kaynaklar da vardır. Sosyalizmin çekiciliği, büyük ölçüde, insanlardaki bu kolaycılık eğiliminin istismarından kaynaklanmaktadır.

Oysa, sosyalizmin önerdiği merkezî olarak planlanıp uygulanan komuta ekonomisi modelinin yoksulluğa da adaletsizliğe de bir çare olmadığını insanoğlu fazlasıyla acı bir tecrübeyle öğrendi. Aslında, sosyalist ekonomi modelinin başarısızlığa mahkum olduğu, malum fiyaskodan çok önce başta Mises ve Hayek olmak üzere liberal iktisatçılar tarafından teorik olarak da zaten ortaya konmuştu. Tuhaftır ki, bu acı tecrübeye rağmen, iktisatta devletçi-kollektivist yöntemlerin cazibesi yok olmak şöyle dursun, bugün ABD’de bile sosyalizmin popülerliği artmakta, buna karşılık piyasa ekonomisi karşıtlığı dünyanın pek çok yerinde çekiciliğini korumaktadır.

Piyasa ekonomisi fildişi kulelerdeki ‘’akıllı’’ birileri tarafından dizayn edilmiş veya kurgulanmış olmayıp, insanoğlunun toplum olarak var olma tecrübesi içinde kendiliğinden gelişmiş bir düzen ve kurumdur. Piayasalar ‘’insanlık durumu’’nun ayrılmaz bir parçasıdır, onun için insanlık kadar eskidirler. Amartya Sen’in çok güzel belirttiği gibi, piyasalar insanların toplum halinde yaşamalarının ve birbirleriyle etkileşimde bulunmalarının eseridirler. Bundan dolayı, piyasalara kategorik olarak karşı olmak, insanlar arasındaki iletişim ve etkileşime karşı çıkmak demektir. Böyle bakıldığında, fikirleri ve malları mübadele etme özgürlüğünü savunmak için onun uzun vadede ortaya çıkaracağı yararlı sonuçları hatırlatmaya bile ihtiyaç yoktur.

Mal, hizmet ve fikir mübadelesi insanlık durumunun zorunlu bir özelliğidir, çünkü insanlar hayatlarını idame ettirmek ve iyileştirmek yolundaki ihtiyaçlarını ancak bu yolla karşılayabilirler. Hiçbir kimse en başta yemek, içmek ve barınmak için ihtiyaç duyduğu şeylerin hepsini, hatta çoğunu bile kendisi üretemez; insanlar için, ürettiklerini başkalarının ürettikleriyle mübadele etmekten başka yol yoktur. Piyasalar, işte bu işbölümü ve işbirliğinin hiç bir merkezî akıl ve iradenin tasarlamasına gerek olmaksızın kendiliğinden gelişmiş olan araçlarıdır. Piyasanın yararlı sonuçları kişilerin diğergâm olmalarına da bağlı değildir. Adam Smith’in ikiyüz küsur yıl öncesinden dediği gibi: “Bizim akşam yemeğimizi umabilmemiz; kasabın, biracının veya fırıncının iyilikseverliğinden değil fakat onların kendi çıkarını düşünmelerinden dolayıdır.”

Mesele sadece temel ihtiyaçların karşılanması da değildir, piyasa ekonomisi bunun ötesinde zenginlik ve refah üretmenin de yegâne etkin yoludur. Serbest piyasalar yoksulluğu tümüyle ortadan kaldırılamazlarsa da, onu olabilecek en alt düzeye çekebilirler, çekmektedirler. Kaldı ki, yoksulları destekleyecek sosyal programlar uygulamak isteyenlerin de bunu yapmak için piyasaların üretkenliğine ihtiyacı vardır.

Bu arada, piyasa aracılığıyla iletişim ve etkileşim medeniyetin de temellerindendir. İnsanlar arası iletişim ve etkileşimin bir yanı da düşüncelerin mübadelesidir. İnsanlar ve toplumlar kendi içlerine kapanarak ve kendilerine yetmeye çalışarak değil, başka kişiler ve toplumlarla etkileşim ve iletişime geçerek medenîleşebilirler. ‘’Ticaretin tarihi insanların iletişiminin tarihidir’’ diyen Montesquieu da serbest ticaretin medenileştirici etkisine dikkat çekmişti. Onun dediği gibi: “İki ulus birbiriyle temasa geçtiğinde ya savaşırlar ya da ticaret yaparlar. Eğer savaşırlarsa ikisi de kaybeder, eğer ticaret yaparlarsa ikisi de kazanır.”

Son olarak, piyasa ekonomisi sadece zenginlik ve refah üretmek için değil, özgür bir toplum ve siyaset için de vazgeçilmezdir.  Devleti toplumun ‘’velinimeti’’ olmaktan ancak serbest piyasa ekonomisi çıkarabilir. Çünkü devletin toplumun velinimeti olduğu yerde, gerektiğinde siyasî baskıya karşı koyabilecek, kendi ayakları üstünde durabilen bir topluma yer yoktur. Bu arada, üretken kaynakların ve/veya üretilmiş değerlerin devletin kontrolünde olduğu bir toplum, hür ve bağımsız bir medyayı var edecek şartlardan da yoksundur.

 

(Diyalog Gazetesi, 21 Nisan 2019)

Bu Makaleyi Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir