HAYEK’TE DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK[1]

 

  1. Giriş

Friedrich A. Hayek (1899-1992) klasik liberal düşünce geleneğinin geçen yüzyıldaki önde gelen temsilcilerinden biridir. İktisat alanında Nobel Ekonomi Ödülü (1974) kazanmış olmasının da etkisiyle, çoğu kimse onu iktisatçı olarak bilirse de, aslında ilgileri ve katkısı itibariyle Hayek bundan çok daha geniş ufuklu bir toplum ve siyaset filozofudur. Gerald Gaus’un (2018: 35) dediği gibi, Hayek onu şu veya bu şekilde kategorize etmeye çalışan yazarların sandığından çok daha derin ve daha orijinal bir düşünürdür. Geniş ufkuyla tutarlı olarak, Hayek’in hakkında yazdığı konular arasında demokrasi sorunları da vardır. Özgür toplum idealini teorik ilgisinin merkezine yerleştiren bir düşünür için demokrasinin teorisi ve uygulamasıyla ilgili sorunları araştırma gündemine almamak zaten düşünülemezdi. Ancak demokrasinin özgür toplum idealiyle olan ilişkisi çok yönlü ve karmaşık olan bir meseleydi.

Hayek’in 1930’lar sonlarına kadar esas itibariyle ekonomi teorisi üzerinde odaklanan ilgisinin siyaset teorisi sorunlarına doğru kaymaya başlaması, onun iktisadî meseleyi daha geniş bir toplumsal-siyasal bağlamda gören genel perspektifiyle ilgili olduğu kadar, kendisinin o yıllardaki bir tehdit algısıyla da ilgiliydi. Nitekim, Birinci Dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan ve nasyonal sosyalizm ile Sovyet sosyalizminde ifadesini bulan totaliterizmin yükselişini Hayek mensubu olduğu Batı uygarlığına yönelik çok ciddî bir tehdit olarak gördü. Batı uygarlığının özünü ise, ona göre, başta özgürlük ve hukukun üstünlüğü olmak üzere liberal değerler oluşturmaktaydı (Kukathas 1998: 22-23).

Hayek öte yandan, Batı uygarlığının değerlerinin en iyi liberal-demokratik rejimlerde korunabileceğine inanıyordu. Kendisi her ne kadar ateşli bir demokrasi taraftarı olmasa da, hem liberalizmle demokrasinin dayandığı bazı ortak değerlerin var olduğuna, hem de liberal değerlerin en iyi demokraside korunabileceğine inanıyordu. Hayek bir keresinde liberalizmle demokrasiyi buluşturan en temel değeri hukuk önünde eşitlik olarak belirtmişti. Ona göre, hukuk önünde eşitlik ilkesinin demokratik anlamı, “bütün insanların yasa yapmada aynı paya sahip olması gerektiği” idi (Hayek 2013: 169).

  1. Liberalizm ve Demokrasi

Şu var ki, bu şekilde kimi ortak değerlere sahip olmalarına rağmen, liberalizmle demokrasi elbette aynı şeyler değildir; sosyal-siyasal bir felsefe olan liberalizme karşılık, demokrasi esas olarak siyasî yönetimin belirlenmesiyle ilgilidir. Demokrasi kimin yönetmesi gerektiğini söylerken, liberalizm kim yönetirse yönetsin, özgürlüğün korunması için yönetimin kurallar ve kurumlarla kayıtlanması gerektiğini söyler. Nitekim Hayek’in kendisi de liberalizm-demokrasi ayrımına ısrarla dikkat çekmiştir.

Hayek’e göre, liberalizm siyasî özgürlüğü garanti etmek üzere demokratik olsun olmasın yönetimin cebir gücünü sınırlamayı öngörür. Oysa, kamusal kararların belirlenmesinin bir yönteminden (“muayyen bir hükümet usulünden”)[2] ibaret olan demokrasi yönetime çoğunluğun görüşünün hâkim olması dışında bir sınır tanımaz (Hayek 2013: 169-170).[3] Oysa, Hayek’in de bağlı olduğu ‘’klasik-liberal’’ düşünce geleneğinde, ‘’demokratik yönetim istediği herşeyi yapma iddiası güden bir çoğunluk yönetimi olamaz. Yönetmesi gereken çoğunluk değil daima hukuktur.’’ (Modugno 2017: 240). Başka bir ifadeyle, ‘’(l)iberalizm yasanın [hukukun] ne olması gerektiğine ilişkin bir doktrin; demokrasi de yasanın [hukukun] ne olacağını belirleme tarzına ilişkin bir doktrindir.” ((Hayek 2013: 627-28, not 2.) Yine Hayek’e göre, demokrasi ve liberalizmin her birini siyasî rejim türü anlamındaki karşıtlarıyla da tanımlayabiliriz: Demokrasinin karşıtı otoriter yönetim, liberalizmin karşıtı ise totaliterizmdir (Hayek 2013: 169-170).

Hayek sık sık “demokrasi ideali”ne olumlu anlamda atıfta bulunmakla beraber[4], Chandran Kukathas’ın da dikkat çektiği gibi, o bu anlamda “demokrasi”den söz ettiğinde aslında “kollektif kendi-kendini yönetim” idealinden çok siyasî bir “rejim” olarak demokrasiyi kast eder. Hayek’in övgüye değer bulduğu demokratik rejim, önde gelen özelliği bireysel özgürlük olan, kuvvetler ayrılığına, hukuk önünde eşitliğe ve hukukun üstünlüğüne bağlı bir rejimdir; kısaca, liberal demokrasidir. Bu çerçevede demokratik bir toplum kişileri zorbalığa karşı koruyan, hak ve özgürlüklerin güvencesi olan toplumdur (Kukathas 1998: 27, 30-31). Hayek demokrasinin değerini, hukukun üstünlüğünü koruma amacına sadece onun uyarlanmasının mümkün olmasıyla ilişkilendirmektedir. Ayrıca, hukukun üstünlüğü demokrasinin varlık şartıdır; çünkü, Hayek’e göre, hukukun üstünlüğüne bağlı kalmadığı sürece demokrasi uzun süre yaşayamaz (Hayek 2011: 363).

  1. Demokrasinin Değeri

Hayek demokrasinin uygulamada yozlaşmak suretiyle, bir ideal olarak insanların gözündeki çekiciliğini yitirmesine üzülür: ‘’Giderek daha fazla sayıda düşünceli ve iyi niyetli insanın, bir zamanlar kendileri için ilham verici demokrasi ülküsü olan şeye inançlarını yavaş yavaş kaybettiklerini görmezlikten gelmek artık imkânsızdır.’’ Onun içindir ki, sahici demokrasi idealini içine düşmekte olduğu ‘’itibar kaybı’’ndan kurtarma ve demokratik yöntemin ‘’kötü sonuçlarını’’ önleyebilme (Hayek 2012: 557, 558) arayışı içinde, Hayek kimi öneriler bile geliştirir.[5]

Yine de Hayek demokrasiyi bizatihi bir amaç olarak görmez; ona göre, demokrasi bir amaç değil araçtır, daha temel değerlerin bir aracı. “Demokrasiden yana genel gerekçeler ne kadar sağlam olursa olsun, demokrasi nihaî ve mutlak bir değer olmayıp, neyi hedef aldığı bakımından değerlendirilmesi gerekir. Demokrasi belli amaçlara vâsıl olmanın belki en iyi yöntemi olabilir, ama bizatihi bir amaç değildir.” (Hayek 2013: 173). Kendisinin Wilhelm Hennis’ten aktararak yazdığı gibi, “demokrasiye inanç demokrasiden daha üstün şeylere inancı gerektirir” (Hayek 2012: 447). Demokrasi siyasette en üstün veya temel değer değildir; çünkü, her şey bir yana, siyasî toplumu bir araya getiren şey demokrasi değil, aynı ortak kurallara uymaktır.

Peki, Hayek’e göre demokrasiyi bir araç olarak değerli kılan amaçlar nelerdir? Veya, demokrasi hangi amaçları gerçekleştirmenin uygun bir aracıdır?… Hayek bu amaçları kısaca ‘’barışçı değişim’’, ‘’özgürlük’’ ve ‘’kamusal eğitim’’ olarak belirtmektedir. Başka bir anlatımla, Hayek demokrasinin değerini şu üç amaca yaptığı katkıyla açıklamaktadır: (1) Demokrasi iktidarın barışçı yoldan değişmesini sağlar, (2) Demokrasi özgürlüğü başka rejimlerden daha iyi koruyabilir, (3) Demokrasi kamusal işleri daha iyi anlamalarını sağlamak suretiyle halkı eğitmenin yegâne yoludur.

a) Barışçı Değişimin Aracı Olarak Demokrasi

Hayek’in demokrasi lehindeki birinci argümanı, onun iktidarın barışçı yoldan değişmesine imkân veren tek sistem olmasıdır. Demokrasiyi değerli kılan, “çatışan muhtelif fikirlerden birinin hâkim olması gerektiğinde ve bu fikirlerden birinin icabında güçle hâkim kılınması zorunluluğu doğması durumunda, hangi fikrin daha güçlü desteğe sahip olduğunu belirlemek için sayıları dikkate almanın savaşmaktan daha az zarar ve ziyana mal olması keyfiyetidir. Demokrasi, insanın şimdiye dek keşfetmiş olduğu yegâne barışçıl değişim usulüdür.” (Hayek 2013: 175; Hayek 2012: 448). Bu aslında başka yazarların -bu arada Karl Popper’ın- da demokrasiyi gerekçelendirmede baş vurdukları bir tezdir: Demokrasi, “Bir devlet nasıl örgütlenmeli ki, kötü yöneticiler kan dökülmeden yahut şiddet kullanmaksızın yönetimden uzaklaştırılabilsin?” sorusunun cevabıdır (Popper 1993: 25). Kollektif kararların çoğunluk oyuyla belirlenmesi, Hayek’e göre, ayrıca genelin rıza veya onayını elde etmenin de en uygun ve makul yoludur.

b) Özgürlüğü Korumanın Aracı Olarak Demokrasi

Demokrasi lehindeki ikinci kanıtı Hayek, onun bireysel özgürlüğün önemli bir koruyucusu olması olarak belirtmiştir. Demokrasi özgürlüğü başka rejimlerden daha iyi koruyabilir. Başka bir anlatımla, demokrasi tiranlığa karşı bizim tek koruyucumuzdur (Hayek 2013: 176; Hayek 2012: 448). Ancak, yukarıda belirttiğimiz gibi, Hayek demokrasi ile özgürlüğün aynı şey olmadığını unutmuş değildir. Yine de, demokrasi bizatihi özgürlük olmamakla beraber, özgürlüğün en önemli teminatlarından biridir (Hayek 2012: 448). Bu görüşüyle Hayek demokrasiyi ‘’liberal devletin doğal gelişimi’’ olarak gören Norberto Bobbio’yla (1985: 46) buluşmaktadır: ‘’Bugün demokrasinin liberal devlet temelinde temel hakları korumak için zorunlu olduğunu düşünmek için iyi nedenler vardır.’’[6]

Hayek’e göre, özgürlüğe en büyük tehdit cebir gücünün keyfî kullanımından gelir. Demokrasi lehine bir argüman olarak, fiilen az sayıda kişinin elinde olan cebir gücü eğer ona uyma durumunda olan insanlarca her zaman geri alınabiliyorsa, gücün kötüye kullanılma ihtimalinin daha az olduğu ileri sürülebilir. Yine de, bu argümanın her zaman geçerli olduğundan emin olamayız; çünkü, konumunu yurttaşların rıza ve/veya onayına borçlu olan (demokratik) yöneticiler bile iktidarın iğvasına kapılabilecekleri gibi[7], iktidar sahipleri çoğunluğun ‘’meşru’’ temsilcisi olmalarının kendilerine azınlığı veya muhalifleri bastırma ‘’hakkı’’ verdiğini düşünmeye meyledebilirler. Bu nedenle, Hayek özgürlüğün asıl teminatlarından birini çoğunluğun onu bilinçli amacı yapmasında görür. Eğer böyle değilse, yani bir toplumda özgürlük genel bir değer değilse, sadece demokrasi özgürlüğün varlığının garantisi olamaz (Hayek 2013: 176).

c) Halkı Eğitmenin Aracı Olarak Demokrasi

Demokrasi lehindeki üçüncü argüman, Hayek’e göre, onun halkın çoğunluğunu kamu işleri hakkında eğitmenin en etkin yöntemi olduğu gerçeğidir. Demokrasi halkın kamusal işler hakkındaki bilgi ve anlayış düzeyini yükseltir. Özgürlüğün Anayasası’nda yazdığı gibi: “Demokrasi her şeyden evvel bir kanaat oluşturma sürecidir.” Demokrasinin önde gelen avantajı, kanaat oluşumuna ve yönetime nüfusun büyük bir kesiminin aktif olarak katılmasının sonucu olarak, kamusal görevlere seçilecek donanıma sahip kişilerin sayısını artırmasıdır (Hayek 2013: 176-77).

Hayek demokrasinin değeriyle ilgili olarak bu önceki fikrini kısmen değiştirmiştir. Nitekim, Hukuk, Yasama ve Özgürlük adlı üçlemenin üçüncü kitabını oluşturan Özgür Bir Toplumun Siyasî Düzeni‘nde[8] bu meseleyi yeniden ele aldığı paragrafa düştüğü bir notta Hayek şöyle demektedir: Özgürlüğün Anayasası’nda[9] “de Tocqueville’in etkisine kapılarak, demokrasiyi desteklemek için zikredilen üç argümanın üçüncüsünü, yani [demokrasinin] siyasî meselelerde çoğunluğu eğitmenin en iyi yöntemi olduğunu ‘en kuvvetli’ argüman olarak tanımlamış olmamdan biraz pişmanım. Bu çok önemlidir ama elbette ki o zaman birinci olarak zikrettiğimden daha az önemlidir: barışçı değişimin bir aracı olarak fonksiyonu.” (Hayek 2012: 652, n. 14).

Hayek’teki bu fikir değişikliği –demokrasinin iktidarın barışçı değişimine imkân vermesinin onun halkın eğitimine katkısından daha önemli olduğu görüşü-, onun demokrasi uygulamasının zaman içinde varsayılan kitle eğitimi işlevini yerine getiremeyecek şekilde gittikçe daha fazla yozlaştığı kanaatine ulaşmış olmasından kaynaklanmış olsa gerektir. Buna rağmen demokrasiyi halâ savunmaya devam etmesi, Hayek’in totaliter rejimler ve yönelimler karşısında liberal demokrasiyi savunmaya olan ihtiyacın 70’li yıllar sonunda bile halâ devam ettiğini düşünüyor olmasıyla açıklanabilir.

  1. Hayek’in Demokrasi Teorisine Katkısı[10]

Hayek “demokratik ideal”in özünden saptığı gerekçesiyle günümüz demokrasi uygulamasını şiddetle eleştirmiş olmakla beraber, onun demokrasi eleştirisi büyük ölçüde sınırsız çoğunluk yönetimi etrafında odaklanmıştır. Hayek sınırsız çoğunluk yönetiminin istibdada götürebileceğinden haklı olarak endişe eder. Günümüz demokrasi uygulamasının başka bir kusuru da, Hayek’e göre, onun esas olarak çıkar gruplarının çatışması temelinde işlemesidir (Kukathas 1998: 30) ki bu demokasiyi genel yarar amacından saptırır. Hayek modern demokrasilerde çıkar gruplarının kendi çıkarlarını azamileştirmek için kural-tanımaz bir mücadeleye girmelerinin genel yarara aykırı sonuçlar verdiğine sık sık ve esefle dikkat çeker; özellikle Özgür Bir Toplumun Siyasî Düzeni’nde genel yararın grup çıkarlarına fedâ edilmesiyle sonuçlanan “yanlış” çoğulculuk anlayışını ısrarla eleştirir.

Hayek’in bu meseledeki belki de en büyük katkısı, demokrasinin varlığının ve başarılı işleyişinin bazı zorunlu önşartları gerektirdiğine dikkat çekmiş olmasıdır. Onun bu konudaki temel vurgularından biri, demokrasinin ancak liberal ilke ve kurumlar zemininde veya onlarla beraber var olabileceğidir. Hayek kollektif kararların alınmasında “çoğunluk kuralı”na uyulmasının makul olduğunu kabul etmekle beraber, çoğunluk yönetiminin de bazı sınırları bulunmasının zorunlu olduğunda ısrarlı olmuştur. Dahası, ona göre, bu sadece özgürlüğün korunması için değil, bizatihi demokrasinin hayatiyeti, varlığını sürdürmesi bakımından da zorunludur. “Demokrasinin her şeye kâdir olduğunu beyân edenler” ve muayyen bir zamanda “çoğunluğun istediği her ne olursa olsun destekleyenler, demokrasinin çöküşüne hizmet etmektedirler.” (Hayek 2013: 189)

Ayrıca, çoğunluğun yönetmesi demokrasi için pratik bir zorunluluk olmakla beraber, Hayek’e göre bu çoğunluk kararı veya kanaatinin genel olarak doğrunun referansı olduğu anlamına gelmez: “‘Bir demokraside doğru, çoğunluğun doğru diye vaz’ ettiğidir’ şeklinde iddia ileri sürüldüğü zamandır ki, demokrasi demagoji istikametinde yozlaşır.” (Hayek 2013: 175) Hayek’e göre, “bir çoğunluk kararı, otoritesini geçici çoğunluğun irâdesinden ibâret bir kânundan değil, genel ilkeler üzerine geniş bir mutabakattan alır…. bu genel ilkeleri ihlâl etmek o anki çıkarına olsa bile, çoğunluğun bu ortak ilkelere tâbi olması zorunludur. (…) Bu, çoğunluğun iktidarının genel olarak kabul edilen ilkelerle sınırlı olduğu ve bu sınırların ötesinde meşru bir iktidar olmadığı anlamına gelir.” (Hayek 2013: 174).

Daha somut olarak, çoğunluk iktidarı üzerinde olması gereken bu sınırlar nelerdir?… Çoğunluk yönetiminin en başta gelen sınırı, Hayek’e göre, adâlettir: Eğer varlığını sürdürecekse, demokrasinin çoğunluk kanaatinden bağımsız bir adâlet kavramına dayanması gerekir (Hayek 2013: 189). Bu ise, başka şeyler yanında, ‘’hukukun egemenliği’’nin ‘’Parlamentonun egemenliği’’yle karıştırılmamasını şart koşar (Hayek 2013: 447). Hayek adâleti birçok yerde keyfî yönetim karşıtlığı (“âdil davranış kuralları”na [rules of just conduct] göre yönetim) anlamında kullanmış ve onu genellikle hukukun üstünlüğünün gerekleriyle ilişkilendirmiştir. Demokrasinin özgürlüğün sahici ve başlıca teminatlarından biri olması da yönetenlerin adaletin ve hukukun üstünlüğünün gereklerine uymalarına bağlıdır. Demokratik kurumların hukukun üstünlüğüyle sınırlanmaması, bundan da öte, “totaliter demokrasi”yle veya “plebisiter diktatörlük”le[11] sonuçlanabilir (Hayek 2012: 447).

Nitekim, Hayek’e göre, kendi geçmişinde hukukî yönetim (government of law) geleneği bulunmayan toplumların demokratik bir hükümet mekanizmasını başarılı bir şekilde işleteceklerini ve/veya koruyacaklarını beklemek için pek bir neden yoktur (Hayek 20132: 189).[12] Bu elbette, liberal bir geleneğe sahip olmayan toplumlar için demokrasinin asla bir seçenek olmadığı veya bu toplumların demokrasiye yönelmemeleri gerektiği anlamına gelmez. Aksine, bu durum, liberal yönetim ve hukuk geleneği zayıf olan veya hiç olmayan toplumların demokratikleşme şansını artırmak için özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünü garanti edecek sağlam kurumlar oluşturulması ihtiyacının ciddiye alınması gerektiğini ifade eder.

Hayek, beklenebileceği gibi, çoğunluk yönetiminin sadece hukukun üstünlüğüyle değil ayrıca “kuvvetler ayrılığı”yla sınırlanması gerektiğinde de ısrarlı olmuştur. Ancak “kuvvetler ayrılığı” derken, genellikle anlaşıldığından farklı olarak, Hayek sadece devletin yetkilerinin farklı organlar arasında bölüştürülmesini kast etmez. Hayek’e göre, daha önemli olarak, kuvvetler ayrılığı devletin yasama, yürütme ve yargı temel işlevlerinin niteliksel ayrılığına da dayanmalıdır. Başka bir anlatımla, gerçek bir kuvvetler ayrılığı için “yasama”nın sahici anlamda kânun yapma -yani genel, soyut ve süreklilik arz eden kurallar koyma- işlevi niteliğinde olması ve günübirlik ihtiyaçların karşılanmasına yönelik “hükûmet etme” işlevinden farklılaşması şarttır. Bu nedenle, yasama işlevi “âdil davranış kuralları” anlamında genel normları tespit etmek anlamına gelmediği sürece, herhangi bir ülkede yasama organının yürütmeden bağımsız olması orada “kuvvetler ayrılığı”nın gerçekten var olduğu anlamına gelmez. Kaldı ki, günümüzün partiler aracılığıyla işleyen parlamenter demokrasisi uygulamada yasama ile yürütmenin sadece organik olarak kaynaşmasına değil, işlevsel olarak da bütünleşmesine yol açmıştır.

Öte yandan, sahici bir demokrasi çoğunluk kanaatinin de serbestçe ve hükümetten bağımsız bir şekilde oluşmasını, dolayısıyla ifade ve örgütlenme özgürlüğünü şart koşar. “Demokrasi ideali, hükûmeti sevk edecek görüşün bağımsız ve spontan bir süreçten doğması fikrine dayanır. Demokrasi ideali bu bakımdan, bireylerin kanaatlerinin oluştuğu, çoğunluk kontrolünden bağımsız geniş bir alanın varlığını icap ettirir. Bu yüzden demokrasi dâvası ile ifâde ve tartışma özgürlüğü dâvasının birbirinden ayrılamaz mâhiyette olduğu konusunda yaygın bir mutabakat vardır.” (Hayek 2013: 177-78) Bugün ayrıca eklemek gerekir ki, bu aynı zamanda demokratik kurum ve mekanizmaların daha ‘’müzakereci’’ bir şekilde işlemesi için de şarttır.[13]

Sonuç olarak, demokrasi teorisi hakkında yazarken Hayek sanki tam da bugün Türkiye’de liberal olmak iddiası güdenlere hitap etmektedir.

ATIFTA BULUNULAN KAYNAKLAR

Erdoğan, Mustafa (2014), “Liberal Zemin Olmadan Demokrasi Olmuyor”, Zaman, 5  Kasım 2014.

Gaus, Gerald (2018),  ‘’Hayekian ‘Classical’ Liberalism’’, Brennan, J. & van der Vossen, B.  (ed.), The Routledge Handbook of        Libertarianism (New York: Routledge) içinde, ss.   34-52.

Hayek, Friedrich A. (2013), Özgürlüğün Anayasası, Çev. Y. Z. Çelikkaya (Ankara: BigBang).

Hayek, Friedrich A. (2012), Hukuk, Yasama ve Özgürlük III. Kitap: Özgür Bir Toplumun  Siyasî Düzeni, Çev. Mehmet Öz (Ankara: Türkiye İş Bankası yayını).

Hayek, Friedrich A. (2011), The Constitution of Liberty: The Definitive Edition, (ed.) Ronald Hamowy (London & New York: Routledge).

Kukathas, Chandran (1998), “Friedrich Hayek: Elitism and Democracy”, in April Carter and Geoffrey Stokes [eds.], Liberal Democracy and Its Critics: Perspectives  in Contemporary Political Thought (Polity Press), pp. 21-38.

Modugno, Roberta Adelaide (2017), ‘’Liberty versus Democracy in Bruno Leoni and Friedrich von Hayek’’, Libertarian Papers, Vol. 9 (2): 233-247. Online at: libertarianpapers.org.

Popper, Karl R. (1993), “Açık Toplum ve Düşmanlarına Yeniden Bakış”, Çev. İhsan D. Dağı, Sosyal ve Siyasal Teori: Seçme Yazılar, (ed.) A. Yayla (Ankara: Siyasal Kitabevi).

Wohlgemuth, Michael (2005), ‘’The Communicative Character of Capitalistic Competition:  A Hayekian Response to the Habermasian Challenge’’, The Independent Review, Vol. X, n. 1 (Summer), ss. 83-115.

NOTLAR

[1] Liber Plus dergisinin 15. sayısında (Mayıs-Haziran 2017) yayımlanmış olan ‘’Hayek ve Demokrasi’’ başlıklı makalenin gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni versiyonudur.

[2] Hayek 2012: 558.

3 Hayek bu ayrım konusunda geniş bir mutabakat olduğundan bahisle Ortega Gasset’ten de şunları aktarır: “Demokrasi şu soruyu cevaplandırır: Kamu iktidarını kim kullanmalıdır? Demokrasi buna şu cevabı verir: Kamu gücünün kullanımı bir bütün olarak vatandaşlara aittir. /Diğer yandan liberalizm başka bir soruyu cevaplandırır: Kamu gücünü kim kullanırsa kullansın, kamu gücünün sınırları ne olacaktır? Buna verdiği cevap: Kamu gücü ister bir otokrat ister halk tarafından kullanılsın, mutlak olamaz. Birey, devletten gelen herhangi bir müdâhalenin üstünde ve onu aşan haklara sahiptir.” (Hayek 2013: 627-28, not 2.)

[4] Buna karşılık, 20. yüzyılın başka bir önemli klasik liberal düşünürü, Bruno Leoni, ise demokrasinin esasen liberal özgür toplum idealiyle bağdaşmadığı kanaatindedir. Leoni’ye göre, muhalif azınlığı çoğunluğun kararlarına boyun eğdiren demokrasi doğası gereği özgürlük karşıtıdır. Kamusal veya kollektif tercihin bireysel tercihleri bastırması anlamında cebir içerir.’’ Aslına bakılırsa, ‘’51 sayısında 49 sayısındakinden daha fazla bir sihir yoktur.’’ (Modugno 2017: 242, 243)

[5] Hayek bu bağlamda bir ‘’anayasa modeli’’ bile geliştirmiştir. Bkz. Hayek 2012, Bölüm XVII, ss. 567-92.

[6] Aktaran R. A. Modugno (2017: 234).

[7] Lord Acton’ın meşhur dictumunda dendiği gibi: ‘’İktidar yozlaştırma eğilimindedir (…).’’

[8] Bu cildin ilk yayım tarihi 1979’dur.

[9] Bu eserin ilk yayım tarihi 1960’tır.

[10] Hayek’in demokrasiyle ilgili görüşlerinin postmodernizmle ve kozmopolitan demokrasiyle ilişkisi bağlamında bir yeniden-okuması için bkz. Kukathas 1998: 31-37.

[11] “Plebisiter diktatörlük” metnin orijinalindeki “plebiscitary dictatorship” terimine daha uygun düşmekte ve Türkçe çevirideki “halkoyu yoluyla diktatörlük” ifadesinin yol açtığı belirsizliği ortadan kaldırmaktadır.

[12] Türkiye’yle ilgili benzer bir argüman için bkz. Mustafa Erdoğan, “Liberal Zemin Olmadan Demokrasi Olmuyor”, Zaman, 5 Kasım 2014. Bu deneme, Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin 18 Ekim 2014 tarihli Açılış Resepsiyonunda yaptığım konuşmaya dayanmaktadır.

[13] Bu arada, başta Habermas olmak üzere ‘’müzakereci demokrasi’’ idealine bağlı olan düşünürlerin genellikle piyasa karşıtı olmalarının tuhaf bir durum olduğuna işaret ederek, Hayekçi bir perspektiften hareketle rekabetçi piyasa mekanizmasının iletişimsel-müzakereci rolüne dikkat çeken, hatta kapitalist rekabetin aslında siyasetten daha ‘’müzakereci’’ olduğunu ileri süren ilginç bir tez için, bkz. Wohlgemuth (2005).

 

 

Bu Makaleyi Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir